Yazı Detayı
04 Mart 2017 - Cumartesi 07:23 Bu yazı 1377 kez okundu
 
ANASININ KÖRPE (!) KUZUSU
Şafak YOLCU
 
 

 

Bu haftaki yazımın konusunu annelere ayırmak istedim. Bizi dünyaya getiren, nice fedakârlıklarla büyüten, kimi çilekeş, kimi doğuştan şanslı olan annelerimiz… Dünyanın neresinde olursa olsun, bir çocuğun gözlerinde annesinin değeri paha biçilmezdir. Özellikle Türk anneleri aileye ve çocuklarına olan aşırı bağlılığı itibariyle bence biraz farklılık arz etmekte.  Siz ne dersiniz bilemem fakat ben böyle düşünmeme sebep olan öyle çok olaya şahit oldum ki saymakla bitmez…

 

Yazılarımda genellikle yaptığım gibi yine kendimden örnek vermek istiyorum. Yıllar önceydi. Kıbtek’in iki adet ek ünite yapım aşamasında konsorsiyumda bulunan şirketlerden birinde çalışıyordum. Şantiyede görevli bulunan diğer Avrupa firmalarının mühendisleri burada uzunca bir süre kalacakları için yanlarında ailelerini de getirmişlerdi. Yıllar içerisinde hepsiyle ahbap olmuştuk.  Birlikte yemeğe, pikniğe, denize falan gidiyorduk ve bu süreçte onları bolca gözlemleme şansım olmuştu.

 

Hiç unutmam, bir gün yine plajdayız. Yanımda kızım, ablam ve annem de var. Avusturyalı bir mühendisin eşi olan Anita kumsalda diğer arkadaşla güneşin altında, hararet içinde raket oynuyor. O esnada henüz 1 - 1,5  yaşlarında olan oğlu da plajın kumunu avuç avuç yemekle meşgul. Bunu gören annemin bana canhıraş bir ses tonuyla şöyle bağırdığını hatırlıyorum: “Şafak, şunun annesini çağır hemen, bebek kum yiyor!”  Hemen arkamı dönüp baktım, ne göreyim; bebek hakikaten de üzerine her gün yüzlerce insanın bastığı, hatta sokakta yaşayan can dostlarımızın tuvalet ihtiyacını giderdiği kumu minicik avuçlarına doldurup, yüzünün her yerine bulaştırarak, üstelik büyük bir iştahla ağzına koyup sonra da yutuyor. Ben de gayri ihtiyari aynı tepkiyle, tabi biraz daha yumuşatarak Anita’ya seslendim. Anita’nın tepkisi ise bizi utandıracak kadar sakindi.  Dudaklarını bükerek bana baktı ve: “Bırak yesin, kum iyidir, bağışıklık sisteminin güçlenmesi için vücudunun ona da ihtiyacı var” diyerek oyununa geri döndü. Anneme bunu tercüme ettiğimde yüzünü görmeliydiniz. Yanında ben olmasaydım Anita’yı –kadıncağız Türkçe anlamasa da-  ağız dolusu azarlayabilirdi.

 

Avrupalı anneler bize oranla çok daha rahat davranışlar sergiliyor. Ancak ben bunu vurdumduymazlık olarak yorumlamıyorum. Bu bence, olsa olsa bilginin verdiği rahatlıktır. Yani kadın hemen panik olmuyor. Eminim Anita dudaklarını büküp bana baktığı esnada beyin hücreleri ilgili kutucuğa gidip, bu davranışın sonuçlarının neler olabileceğini araştırıp geri döndü ve bana o yanıtı öyle verdi. Hemen bir dip not da düşeyim; Anita hemşireydi. Annem ise üç çocuk büyütmüş, tecrübeli bir kadın.  Buradan şu sonuca da varabilirim; ben küçükken hiç plaj kumu yememişim.

 

Yine bir gün aynı şantiyeden dört yaşında çocuğu olan başka bir Avrupalı aile ziyaretimize gelmişti, bahçede oturuyorduk. Biz koyu bir muhabbete dalmışken küçük çocuğun önce haykırdığını duyduk, hemen akabinde ise etinden et koparılmış gibi yüksek bir sesle ağlayarak yanımıza geldi. Hıçkırıkların içinde anlayabildiğimiz kadarıyla, bahçede gezinen yavru köpeğimiz çocuğun elini ısırmıştı. Ben tipik Türk ailesi tarafından büyütülmüş bir birey olarak özür dilemeye hazırlanırken annesinin elini, oğlunun omzuna koyarak şöyle dediğini duydum; “Ağlamayı bırak da söyle bakalım, sen köpeğe ne yaptın?” Çocuğun hıçkırması bıçak gibi kesilmişti. Mahcup bakışlarla ve kısık bir sesle “Kuyruğunu çektim” sonra yine ağlamaya meylederek “Ama o da beni ısırdı!” Ben şaşkın gözlerle olayı izliyorum. Yavru köpeğimiz ne olduğundan habersiz, bahçenin köşesinde, dili dışarıda bize bakıyor. Annesi oğlunun elini avucuna alıp baktıktan ve ortada bir ısırık bile olmadığını gördükten sonra oğluna “Sen onun canını yakarsan o da senin canını yakar. Hadi, git şimdi ondan özür dile” dedi. Sonra da oğlunu elinden tutup, köşede masum bakışlarla oturan köpeğin yanına götürüp, özür diletti. O günden sonra aynı aile bizi defalarca ziyaret etti fakat köpek hiç rahatsız edilmedi.

 

Şimdi bu ailenin yerinde biz olsaydık ne o köpeğin kakalığı kalırdı, ne de öcülüğü. Çocuk teskin edilmek için elden ele gezdirilir, acıyan yeri defalarca öpülüp koklanırdı. Ta ki ağlamaktan vazgeçene kadar. Hatta çocuk öcünün alındığını görsün diye, şakacıktan minik bir fiske de vurulurdu köpeciğe. Bizde adet böyle çünkü.

 

 

Avrupalı anne, çocuğun hatalarıyla, noksanlarıyla yüzleşmesi ve bunlarla başa çıkabilmesi için çabalar. Tipik Türk annesi adeta çocukları için siper olur, kendine “kusur örtücülük” gibi bir misyon yükler. Sanırım “en son babalar duyar” sözü de buradan gelmekte. Çünkü anne bildiğiniz sır küpü! Çocuk elinde çomağıyla mahallenin bütün kedilerini kovalasa annesi kabir gibi susacak!

 

Avrupalı anne kendi bağımsızlığına düşkün olduğundan, kendi gibi bağımsız ve özgür bireyler yetiştirir. Tipik Türk annesi çocuklarından sonsuz itaat ve bağlılık bekler.

 

Avrupalı anne, çocuğunun yatak odasını toplamaz. Yıkanmış çamaşırlarını sepetle götürüp çocuğun yerleştirmesi için odasının kapısına bırakır. Tipik Türk annesi, çocuğunun iç çamaşırı çekmecesine varana dek elleriyle istifler, hatta aralarına sabun, lavanta vs. koyar. Hazır buraya kadar gelmişken diğer çekmecelere de hızlıca bir göz atar.

 

Avrupalı anne çocuğunun kanatlarının artık palazlandığını ve yuvadan uçmaya hazır hale geldiğini htiğinde onu cesaretlendirir. Tipik Türk annesi çocuğunun büyüdüğünü asla kabul etmez. Körpelik derecenizin ne olduğu hiç fark etmez. Yanılıp şaşırıp anneniz evdeyken duşa girdiğinizde arkanızdan “kapıyı kilitleme de gelip sırtını lifleyeyim!” diye bağırır. Misal benim annem; sırtımı liflemesine izin vermediğim için üstüne bir de azar işitirim.

 

Avrupalı anne, çocuğu eve gece yarısı aç geldiğinde hazır yemek olduğunu bildirmek için buzdolabının üzerine not iliştirir. Tipik Türk annesi saat kaç olursa olsun, sofra hazır vaziyette bekler. Hatta ben gece yarısı su ısıtıp, oğlunun ayaklarını yıkayan anneler bilirim.

 

Avrupalı anne, çocuğu karnede kırık not getirdiğinde onu yaz dönemi ağır bir işe sokup, hayatın zorluklarını görmesini ve sorumluluk almasını sağlar. Tipik Türk annesi önce öğretmenle konuşup,  kırık notu düzeltmesi konusunda ikna etmek için okula koşar. Başaramadı mı, hediyenin dayanılmaz gücüne başvurur, yine mi olmadı, o zaman kapı kapı dolaşıp, özel ders aramaya koyulur.

 

Velhasıl durum böyle. Bana göre, çocuk küçükken ona duyulan güvende, çocuğa aşılanan özgüvende, yüklenen sorumlulukta, yeryüzündeki diğer tüm canlılara saygı duyması gerektiği bilincinde, topluma faydalı bir insan olma yolunda annelerin payı çok büyük. Diğer bir deyişle; annelerin emeklerinin sonuçları, gelecek nesillerin kaderini değiştirecek boyutlarda olabiliyor.

 

Bunun yanı sıra, annelerimiz hangi milletten olursa olsun değişmeyen bir gerçek daha var. Dünya üzerinde küçücük bir noktadan ibaret olabiliriz. Fakat annemiz için her birimiz başlı başına bir dünyayız.

 

Bu vesileyle tüm annelerin, anne adaylarının ve tüm kadınların Dünya Kadınlar Gününü kutlar, saygıyla ellerinden öperim.

 

 

 
 
 
Etiketler: ANASININ, KÖRPE, (!), KUZUSU,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Beşiktaş
62
0
4
8
18
30
3
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
4
Fenerbahçe
60
0
4
9
17
30
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Göztepe
44
0
10
8
12
30
7
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
8
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
9
Kasımpaşa
40
0
12
7
11
30
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
12
8
10
30
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Teleset Mob. Akhisarspor
35
0
13
8
9
30
13
Antalyaspor
35
0
13
8
9
30
14
Atiker Konyaspor
32
0
14
8
8
30
15
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
16
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
17
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv