Yazı Detayı
30 Eylül 2016 - Cuma 21:31 Bu yazı 1043 kez okundu
 
Biraz Deprem...
Şafak YOLCU
 
 


Biraz Deprem... 

Gözlerini annenden almıştın. 

Gözlerin ki iki ufak, iki yeşil su birikintisi gibi hep çukura kaçardı. Yaşadığın ve gizlemeye çalıştığın tüm acılar beyaz, saydam teninin ardından yardım istercesine bana bakardı. Sen görmezdin senin acılarınla konuştuğumu. Bense en az ortak sevinçlerimiz kadar benimsemiştim ortak acılarımızı. 

Gariptir; çocukluk dediğimiz şey insan ne zaman kendini özlese dönüp dolaşıp baktığı dev bir ayna aslında.  Artık aramızda olmayan, her bayram kapısını çalıp elini öptüğümüz nice sevgi dolu amcalar, teyzeler, içimizde kopan her fırtınanın, ömrümüze yağan her sağanağın ardından daha da belirginleşen siluetler var o aynada. O sırlı camın ardından aslında onlar da bize bakıyor, biz o cama her bakışımızda.  Mesela hala ılık yaz akşamlarında yakan top oynuyor benim çocukluğum Pendik’in ara sokaklarında. Ve daha liseye giderken cebimdeki üç kuruş harçlığımın bir kısmını, yere serili mendiline bıraktığım yoksulların duaları hala çınlar kulaklarımda. Oysa büyüdükçe uzaklaşıyor insan özünden, aslından. Aynaya bakmaktan, sevdiğine sarılmaktan, sevdiğini, özlediğini söylemekten korkar oluyor. Kimimiz ruhunda neşter kesikleriyle son nefesine dek susmayı tercih ediyor, sözcükleri genzinde bir yumru halinde, unutulan çocukluğunu sırlı bir camın ardında kimsenin üstlenmek istemediği bir günah gibi sahipsiz bırakarak. Kimimiz ise eline kâğıdı, kalemi alıp genzindeki yumruyu anlatıyor münzevi infilaklar yaşarcasına…  

Hatırlar mısın; kâğıttan bebekler yapıp, onları yine rengârenk boyadığımız kâğıttan elbiselerle giydirirdik. Sen, ben ve Sema. Sema’nın da babası benim babam gibi öğretmendi. Hatta onun da adı Fahri idi. onların da saka kuşları olurdu bizim gibi. Birkaç gün besledikten sonra özgürlüğünü çaldığımızı anlayıp pişman olarak, gagalarına özür dilercesine sıcacık bir öpücük kondurup gökyüzüne saldığımız ve her defasında birkaç kanat ötedeki karşı apartmanın çatısına konup son bir selam verdikten sonra bizimle vedalaşan vefalı saka kuşlarımız. Annelerimiz ev hanımıydı.  Yemek kokularının sardığı beş katı son sürat çıkıp, evimizin kapısını ne zaman çalsak annelerimiz açardı ve bilirdik ki o kapıların ardında en güvenli sığınağımız vardı. Senin baban oturduğumuz apartmanın toprak sahibiydi. Hatta apartmanın adı sizin soyadınızdı. Senin de benim gibi bir kız, bir de erkek kardeşin vardı. Hatırla; ne çok ortak noktamız vardı. Ne güzel tesadüf diye düşünürdüm o yıllarda. Çok sonra anlıyor insan hiçbir şeyin tesadüf olmadığını. Gözle görünmese de alnımıza aslında birbirinin kopyası yazılar yazıldığını...

En coşkulu anlarımızda ki bu ya yeni bir kâğıt bebek ertesi veya bir bayram öncesi sahip olduğumuz bir giysi olurdu; Sema ile ben aslında bize çok yabancı olan bir davranışa bürünüp, hakkını hiçbir zaman tam olarak veremediğimiz eğreti bir şımarıklık sergilerdik. Fakat sen hep fırtına öncesi sessizliği yaşardın. Sanki bir an aslına dönüp çocuk olsan azar işitecekmişsin gibi tedirgin ve durgun bakardın. 

Hayat işte, her birimiz başka bir yöne savrulduk. İnsan kendi hayat defterini dolduran sancıları, kayıpları sevdiklerine hiç yakıştıramıyor. Onların hiç acı çekmemiş olmasını, heybelerinin sevinç ve mutlulukla dolu olduğunu görmek istiyor. Nice sonra Sema ile haberleştim. Önce babasını, sonra ağabeyini, en son olarak da annesini yitirmiş. O da eşinden ayrılmış ve kızıyla bir başına kalakalmış. Senin anlayacağın; gagalarına öpücük kondurup özgürlüğe uçurduğumuz saka kuşlarının duası hiç ama hiç kabul olmamış... 
 
Sonra seninle karşılaştık. Ayaküstü yapılan bir sohbetle tekrar görüşmek üzere vedalaştık. O gün akşam olup eve geldikten sonra kâğıt bebeklerimizi düşündüm uzun uzun. Bir de seni… 

Babanın anneni dövdüğü akşamlar hiç çıkmadı aklımdan. Onun gök gürültüsünü andıran sesi ve annenin tiz haykırışları apartmanın boşluğunda yankılanırdı. Gündüzleri oturup sohbet ettiğimiz, gökkuşağı gülüşlerimizin sindiği merdiven basamaklarından akşam ağlayarak, koşarak inerdi hırpalanmış bedeniyle annen. Çığlıkları kulağımda kurşun gibi patlardı. Ve binadaki bütün daireler gecenin bir vaktinde, aynı mahşer yerine öfke ve isyanla kapılarını açardı. Eminim ki herkesin aklından geçen şey benimkiyle aynıydı. “git canını kurtar, bırak artık bu ayyaş, bu iflah olmaz adamı” ve fakat her seferinde can havliyle kaçtığı yuvasına geri dönerdi annen, çaresiz bir teslimiyet içinde. Ta o zamanlarda bile aklım eriyordu. Biliyordum ki bunu sadece ve sadece sizin için yapıyordu. 

Çocuk aklı işte, seni ve anneni bu cehennemden korumak için babanın apartmana girişini yasaklamak gibi anarşist fikirlerim de olmuştu. Sana hiç itiraf etmedim ama o akşamlar bütün iyi niyetlerimin infazı olurdu. Dedim ya; çocuktuk henüz ve her şeyin güzel olacağına inandırılmıştık bir kez. Heyhat, ne dünya güzelleşti, ne sancılar yitti. Sadece biz büyüdük; ayrı coğrafyalarda, öyle canhıraş, öyle tez... 

Şimdi düşünüyorum da sandığımdan çok daha derine kazınmış izlerin. Acısı eskimemiş gözlerini yeniden görmek işte böyle bir duygu karmaşası. Çocukluğumun kaldığı o apartman, biraz deprem, biraz vicdan hesaplaşması... 

Şimdi selam olsun sana; büyümüş ama hala çocuk kalmış böğrümden ve gülüşlerimizin çalındığı bir Pendik gecesinden... 

Ve sakın unutma; 
Her baktığında ben orada olacağım; 
O sırlı camın arkasında...
 
Şafak Yolcu

 

 
 
 
Etiketler: , Biraz, Deprem..., ,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv