Yazı Detayı
01 Mayıs 2017 - Pazartesi 22:22 Bu yazı 1383 kez okundu
 
Çok Boşanıyoruz, Çok!
Şafak YOLCU
 
 

 

Geçen hafta dinlediğim bir radyo kanalında K.K.T.C.’deki boşanma oranının, evlenme oranının önüne geçtiği haberini duydum. Bununla ilgili minik bir araştırma yaptım; acaba durum sadece bizde mi böyle, diğer ülkelerde gidişat nasıl, bir görelim diye. Söz konusu haberin detayını bulup, okuyunca bizdeki boşanma oranının %75 olduğunu üzülerek gördüm. Dünya sıralamasında boşanmada birinci sırada yer alan Belçika’da bile boşanma oranı %70 imiş. Şu durumda biz boşanmada dünya birincisiyiz diyebiliriz. Yapılan istatistiklere göre Amerika’da her bir saatte bir evlilik bitiyormuş. Üstelik boşanmaların %30’luk kısmı sosyal medya yüzündenmiş. Gülünç ama gerçek!

 

 

Gelelim yine ülkemize; bahsettiğim haberin detayında yer alan bir tespit de ayrıca dikkatimi çekti. Boşanmalardaki artışın sebeplerine değinilirken, ülkemizde psikolojik destek birimleri, aile eğitim hizmetleri veren, aile bütünlüğünü güçlendirecek kurumların olmayışına da atıfta bulunulmuş. Konuya ilişkin benim fikir ayrılığım tam olarak burada başlıyor. Çünkü ben kişilerin doğruca kendi bakış açılarına bağlı gelişen ve sonuçlanan bu tür durumlarda kurumların faydalı olabileceğine pek inanmıyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu tür kurumlar tamamen gereksiz demiyorum, elbette konunun uzmanları yardıma ihtiyaç duyan bireylere ellerinden geldiğince destek oluyordur. Fakat bana göre buradaki en etkili kurum kişilerin içinde büyüyüp, şekillendiği çekirdek ailesidir. Çünkü aile de bir kurumdur ve temel eğitim orada başlar. Sonra yakın çevresi, akrabaları, daha sonrasında ise sosyal çevresidir.

 

 

Şöyle düşünelim; ailenin önemini, beraberinde getirdiği sorun ve sorumluluklarını, aile kurumunu bir arada tutarak bu sorunlarla başa çıkış yollarını başkalarından duyarak, dinleyerek büyüyen bir çocukla, bizzat ailesinden doğru davranış biçimlerini görüp öğrenerek büyüyen bir çocuğun evlilikteki başarısı aynı olabilir mi sizce? Bu bence şuna benziyor; ömrü boyunca evden dışarıya hiç adım atmamış birisi, gerçek hayatı radyodan takip ediyor. Radyoda her gün havanın güneşli olduğu, gökyüzünün masmavi olduğu söyleniyor. Günün birinde bu şahıs üzerinde incecik giysileriyle evden dışarı ilk adımını attığında önce yüzüne çarpan yağmur damlalarıyla tanışıp, hazla karışık bir ferahlık hissediyor. Kısa sürede sağanağa dönüşen yağmuru görünce şaşkınlık içerisinde bakınırken sırtına art arda inen ceviz büyüklüğündeki dolu tanelerinin acısını hissediyor ve haklı olarak radyo sunucusuna selâm gönderiyor. Ben de olsam aynısını yapardım.  

 

 

“İnsanlar neden evlenir” sorusunu evlenmeye karar veren herkes kendine sormalı bence. Naçizane fikrim; insanlar çekirdek ailesinin kanatları altından çıkıp, kendi çekirdek ailesini kurmak için evlenir ve bu yeni aile de tıpkı bir önceki gibi ayrılmaz bir bütün olarak kabul edilmelidir. Nasıl ki annemiz, babamız veya kardeşlerimiz bizim tasvip etmediğimiz davranışlarda bulunduklarında onları reddedip yok sayamıyoruz, aynı bağlılık bence yeni aile için de, hatta daha da güçlü olarak geçerlidir. Aile olmak bağışlayıcı olmaktır, kusurları hoş görmektir, ilk yanlışta kapıyı çarpıp gitmemektir. Tıpkı kardeşinize nasihat eder gibi eşinize nasihat etmek, onu himaye edip, kol kanat germektir.

 

 

Ama şimdiki evliliklerde anlayış daha ziyade şu yönde “Aman bana ne? Tohumuna para mı verdim? Yollarım anasının evine” yahut “Babamın oğlu mu? Boşarım gider” Anlatmak istediğim de tam olarak bu. Eşlerimizi el gözüyle görüyoruz. Gerçekte sevmiyoruz, benimsemiyoruz, evliliğe çıkarsız bakamıyoruz.

 

Adı üstünde; “eş” diyoruz. Yani diğer yarınız, sizin bütünleyici yanınız, aynaya baktığınızda gördüğünüz yüzün yansıması, başınızı yasladığınız o şefkat dolu omuz, bir ayağınız aksadığında ikinci ayağınız olan kişiden bahsediyoruz. O kadar kolay mı sırtını dönüp gitmek?  

 

Bir adam düşünün; karısının fikrini bile almadan gidip, büyük bir borcun altına girmiş. Karısı itiraz ettiğinde de “kendi kazandığım parayı harcarken sana mı soracağım?” diye cevap vermiş olsun. Bu adamın günün birinde oğluna “oğlum, sen sen ol, evlendiğinde eşinin görüşlerine saygı göster” demesi kadar saçma başka ne olabilir ki? Aynı şekilde kocasını sağmal bir obje, maddi bir dayanak olarak gören bir kadın kızına dönüp “evlendiğinde kocana her türlü konuda destek ol kızım” diyebilir mi? Velev ki dedi, inandırıcı olabilir mi?

 

Yarının yetişkinleri olan çocuklarımıza nasıl olmaları gerektiğini söylemek yerine onlara iyi örnek olmamız daha doğru olmaz mı? Çocuklar zaten nasihatlerimizi kulak ardı edip, bizim yaptıklarımızı taklit ediyorlar. Çocuklar yalnızca iyiyi, doğruyu örnek almıyor, gördüğü her şeyi benliğine katıyor. Bunu herkes kendi çocukluğundan teyit edebilir.

 

Hastalanıp kapı kapı ilâç aramak yerine, hastalıklardan korunmayı öğrenmek en doğrusu değil mi? Toprağa bile ektiğinizden farklı bir şey biçemezken, evliliğin önem ve değerini öğrenmeden büyüyen çocuklardan bambaşka kişilikler, yani mucizeler beklemek sizce de anlamsız değil mi?

 

Çiseltiyi, sağanağı, doluyu hiç görmemiş, tanışmamış birisi yanında şemsiye taşımadığı için ayıplanabilir mi?

 

 

 
 
 
Etiketler: Çok, Boşanıyoruz,, Çok!,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Beşiktaş
62
0
4
8
18
30
3
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
4
Fenerbahçe
60
0
4
9
17
30
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Göztepe
44
0
10
8
12
30
7
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
8
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
9
Kasımpaşa
40
0
12
7
11
30
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
12
8
10
30
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Teleset Mob. Akhisarspor
35
0
13
8
9
30
13
Antalyaspor
35
0
13
8
9
30
14
Atiker Konyaspor
32
0
14
8
8
30
15
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
16
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
17
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv