Yazı Detayı
04 Eylül 2017 - Pazartesi 13:04 Bu yazı 821 kez okundu
 
DİPLOMALI MUTSUZLAR
Şafak YOLCU
 
 

Anne ve baba olarak çocuklarımızı yetiştirirken yaptığımız ve telafisi en zor hataların başında, onları hayata doğru hazırlayamamak geliyor kanımca. Böyle düşünüyorum çünkü ülkemizde diplomalı mutsuz insanların sayısı giderek artmakta.

 

Çocuklarımızı büyütürken onlara birer prens ve prenses muamelesi yapıyor, bunu yaparken de sanki hayatları boyunca karşılarına çıkacak herkes onlara böyle davranacakmış gibi hmelerini sağlıyoruz. Hatanın en büyüğünü de burada yapıyoruz. Çünkü bir çocuğu sadece mutlu ederek büyütürseniz mutluluğun değerini hiç öğrenemez.

 

Yaşam sadece domur domur leylakların sarktığı, önlerinden geçenleri kokularıyla mest eden çiçek dolu bahçelerden ibaret değil. Çalı çırpı, azgan ve dikenler de var yollarda…

 

Küçük bir ülke olmamız itibariyle, herkesin herkesi tanıdığı bir toplumda yaşıyoruz. Anne ve babalar için çocuklarının hepsi, devlet memuru olmalı. Kiminle konuşsam hep aynı dertten muzdarip; bilmem hangi bakanla görüştü ama çocuğu hala işe alınmadı! Herkesin hükümetlerden tek bir beklentisi var. O da çocuğuna, yakınına yahut akrabasına devlette bir kadro verilmesi. Kalıcı veya sözleşmeli, hiç fark etmez. Yeter ki devlet kapısı olsun! Sanki hükümetlerin asıl vazifesi halka hizmet değilmiş gibi, onlardan tek istenilen bu oluyor. İşin kötüsü oyların dağılımını da bu belirliyor. Örneğin vazifeye gelen bir milletvekili görevini iyi yapsa da Ahmet’in çocuğunu devlete aldıramadıysa bir dahaki seçimlerde Ahmet’in oyunu alamıyor.

 

Dünyanın hangi ülkesinde görülmüştür ki toplumun tamamı devlet memuru olsun? Nerde bunun kalfası, ustası, amelesi, çırağı, taş ustası, sıva-duvar ustası, garsonu, temizlik görevlisi, bahçıvanı, şoförü, makinisti? Ama belediyede çöp kamyonu sürmek söz konusu olunca herkes koşuyor. Çünkü onun adı “devlet memuru”.

 

Mutluluğun devlet memuru olmakla ne gibi bir ilgisi var, anlayabilmiş değilim. Daha doğrusu cümlemi şöyle kurmalıyım; Mutluluğun ve itibarın mevki ile hiçbir ilgisi yoktur! Siz eğitimini aldığınız meslekte yeterince iyiyseniz, iyi bir maaş, itibar ve mutluluk peşi sıra gelecektir.

 

Nice insanlar tanıdım, işlerinin erbabıydılar. Kazançları, yetenekleri ve tecrübeleriyle doğru orantılı olan nice taş ustaları, nice kuaför ustaları, nice aşçılar gördüm…

 

Örneğin, iş ilanlarına baktığınızda deneyimli aşçıların maaşlarının ne kadar yüksek olduğunu görürsünüz. Siz yeter ki işinizde iyi olun. Kıymeti mutlaka bilinecektir.

 

Muhasebe müdürü olarak çalıştığım bir seyahat acentesinde aldığı primlerle birlikte maaşı benden daha fazla olan tur rehberlerimiz vardı misal. Ne acıdır ki o acentede çalışan onlarca tur rehberinden sadece bir tanesi yerli idi. Geri kalanların hepsi çalışma izinli personeldi. Oturup düşündüğünüzde koskoca Kuzey Kıbrıs’ta turistlere adayı anlatan rehberlerin yerli elemanlar olmaması ne kadar acı aslında. Bunun sebebi yerli halkın beğenip bu mesleği icra etmeyişi.

 

Tıpkı bunun gibi, diğer meslek gruplarını da beğenip, icra etmediği için memur hariç, geri kalan tüm kadrolar dışarıdan gelen işçiler tarafından doldurulmakta. Çünkü biz sadece müdür oluruz, direktör, işveren, patron oluruz, işçi olmayız, olamayız, sırmalarımız falan dökülür, neme lazım!

 

Hiç unutmam, seneler önce bir dükkândan bitki tohumu aldım. Minicik bir dükkândı. Satıcı fişle birlikte poşete bir adet kartvizit koydu. Dışarı çıktığımda kartvizite baktığımda dükkân sahibinin adının altında “direktör” ibaresini görüp şaşırmıştım. Hepi topu iki metrekare dükkânda, poşetteki tohumların direktörü olmak nasıl bir duyguydu, halen merak ediyorum.

 

Ama bir toplumun yukarıda saydığım meslek gruplarını da kendi insanından yetiştirmesi gereklidir. “Biz sadece masa başında olalım, ayak işlerini dışarıdan gelenler yapsın” şeklinde bir zihniyet fazla uzun ömürlü olamaz.

 

Bu zihniyetin neticesinde olsa olsa şimdi olduğu gibi, mutsuz ve işsiz bir nesil yetiştiririz. İş beğenmeyen yeni nesil zaman içerisinde yurt dışına kaçmaya başlar. Sonra bunun adı “elini kolunu sallayan adamıza geliyor, biz vatanımızda yabancı oluyoruz, gelenlerle bir arada –kültür farkından ötürü- yaşayamadığımız için göç ediyoruz” olur. Ama kazın ayağı gerçekten öyle mi?

 

Biz hele bir çocuklarımızı devlet memuru, işveren, patron olma hayali kurmadan yetiştirmeyi öğrenelim! Ülkemizdeki her türlü iş gücüne sahip çıkalım! Güneyde ağır iş yapmaya utanmıyorsak, kuzeyde de utanmayalım! Londra’da “etraf ne der” kaygısı olmadan amelelik yapabiliyorsak, kendi topraklarımızda da yapalım! Sonrasında dönüp kendimize bir daha bakalım!

 

Çünkü her halk kendi ırgatını, kendi amelesini, kendi iş gücünü içinde barındırmak zorundadır.

 

Alın teri denen bir şey vardır bu yaşamda ve mutluluk ile itibarın en büyüğü, onun her bir damlasındadır.

 

 

 

 
 
 
Etiketler: DİPLOMALI, MUTSUZLAR,
Yorumlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Akhisarspor
0
0
0
0
0
0
2
Trabzonspor
0
0
0
0
0
0
3
Sivasspor
0
0
0
0
0
0
4
MKE Ankaragücü
0
0
0
0
0
0
5
Medipol Başakşehir
0
0
0
0
0
0
6
Kayserispor
0
0
0
0
0
0
7
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
8
Göztepe
0
0
0
0
0
0
9
Galatasaray
0
0
0
0
0
0
10
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
11
Çaykur Rizespor
0
0
0
0
0
0
12
Bursaspor
0
0
0
0
0
0
13
BŞB Erzurumspor
0
0
0
0
0
0
14
Beşiktaş
0
0
0
0
0
0
15
Atiker Konyaspor
0
0
0
0
0
0
16
Antalyaspor
0
0
0
0
0
0
17
Alanyaspor
0
0
0
0
0
0
18
Yeni Malatyaspor
0
0
0
0
0
0
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv