Yazı Detayı
21 Mart 2017 - Salı 10:53 Bu yazı 1227 kez okundu
 
Hangimiz Hayvan?
Şafak YOLCU
 
 

Yazıma, “insan nedir” sorusunun yanıtıyla başlamak istiyorum. İnsanın genel tanımını şu şekilde yapabiliriz sanırım : “memelilerden, iki eli, iki ayağı bulunan, iki ayak üzerinde dik bir biçimde dolaşan, aklı ve düşünme yeteneği olan, dille, sözle anlaşan, en gelişmiş canlı sayılan yaratık.” Veya “İnsan, evrenin tek rasyonel (akli) varlığıdır.” Bu tanımlara kimsenin bir itirazı olacağını sanmıyorum. Ama benim var! Hem de çok yüksek sesli, arzdan arşa kadar yankılanan bir itirazım var…

 

Gün geçmiyor ki insanın insana verdiği bir zararı duymayalım. Bir tek insana mı zarar veriyoruz? Elbette hayır, doğayı da babamızın tapulu malı gibi katlediyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi diğer canlı türlerine işkence edip, acı çektiriyoruz, öldürüyoruz.

 

Aslında nicedir bu konuda içimi acıtanları yazmak istiyordum. Bugün gazetede okuduğum bir haber beni tetikledi ve bugün yazmama vesile oldu. Haberin başlığı şuydu: “Lefkoşa’da 23 yaşındaki erkek tecavüze uğradı.” Haberin detaylarına girmeyeceğim. Kanımca içinizde bu haberi okumayan yahut okurken insanlığından tiksinmeyen yoktur.  İşin doğrusu insan denen bu çirkin, bu ucube yaratıkla aynı türden olduğum için ben de kendimden tiksindim.

 

Böyle bir davranışı başka hiçbir canlı türünde gözlemleyemezsiniz. Hani o ekranlarda izlediğimiz belgeselleri çeken kameraları bir hayvan kolonisine odaklayıp asırlar boyu filme alsanız, böyle bir kareyi imkânı yok yakalayamazsınız. Çünkü adına hayvan dediğimiz canlı türünde şiddet yahut tecavüz yoktur.

 

Ben hayvanların yaşamlarını anlatan belgeselleri sıkça izlerim. Hatta televizyonda sadece haber ve belgesel izlerim. Bu belgesellerde hayvanların ancak ve sadece karşı cinsle birleştiğini görürsünüz. Bunu yaparken de hayal bile edemeyeceğimiz flört ve kur yapma davranışları sergilerler. Öyle ki o zarifliği görünce hayvan olasınız gelir. Abartmıyorum. Aşağıdaki örneği okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

“İmparatorun Yolculuğu” isimli belgeseli izleyenleriniz bilecektir. Belgesel, penguenler familyasının en büyük türü olan imparator penguenlerin yaşamlarını ve türlerinin devamı için verdileri mücadeleyi anlatıyor.  Penguenleri oldum olası çok severdim. Fakat bu belgeseli izlediğim günden beri bu canlı türüne sonsuz saygı duymaya başladım.

 

İmparator penguenleri yılda bir kez nisan ayında, çiftleşmek için 200 km yol yürüyüp kuluçka yerlerine gidiyor. O yere vardıklarında erkekler kendilerine uygun bir dişi bulmak için bütün marifetlerini sergiliyor. Ritüelin sonunda birbirini bulan dişi ve erkek çiftleşiyor. Bunun ardından erkekler, aşklarının meyvesi olan ve dişinin bıraktığı tek yumurtaya 2 ay boyunca oturup, karın bölgesindeki kıvrımlar ile onu örtüp, soğuktan koruyor. Bu esnada buz gibi olan rüzgârlardan korunmak için, üstelik yumurtayı düşürmeden koloni içinde minik adımlarla sürekli yer değiştiriyor. Çünkü yumurtayı düşürdüğünde birkaç saniye içinde yumurta soğuktan çatlıyor, yani bebek ölüyor. Dişiler ise yumurtayı bıraktıktan hemen sonra güçsüz kalan bedenine besin bulabilmek için denizlere geri dönüyor. İki ay sonra yumurtadan çıkan bebekler babalarının karın kıvrımlarında kalmaya devam ediyor. Ta ki anneleri denizden ön sindirime uğramış besinlerle dönüp, babasıyla kendisini tanıyana dek. Şu kadarını söyleyeyim; bu bahsettiğim “sesten partnerini tanıma seansı” kesinlikle görülesi. Eşler kavuştuktan sonra bu kez aylardır aç kalmış olan babalar rezervlerini doldurmak için denizlere gidiyor. Bebekler büyürken anne ve babanın nöbetleşe beslenme işi devam ediyor. Altı aylık olan genç penguenler koloniden ayrılıyor. Üç ila altı yıl sonra ise bizzat kendileri kuluçka yapmak için, bir zamanlar anne ve babasının çiftleştiği yere geri dönüyor ve aynı sevgi, saygı dolu çiftleşme ritüeli yeniden başlıyor.

 

Bu anlattığım sadece bir canlı türünün yaşamından bir kesit. İnanın bana diğerlerinde de durum çok farklı değil. Hayranlık duyarak ve ibret alarak gözlemlediğim öyle çok canlı türü var ki hepsini buradan anlatmam mümkün değil. Özetle şunu söyleyebilirim ki hayvanlarda nenesinin, yengesinin altın bileziklerini veya emekli maaş kartını çalmak için onu öldürmek gibi bir art niyet yoktur. Ayrıldığı eşini kıskandığı için onu sokak ortasında bıçaklamak veya kurşunlamak da yoktur. Cinnet geçirip ev basmak, boşanan eşle birlikte öz çocuklarını öldürmek hiç yoktur.

 

Şimdi lütfen elinizi vicdanınıza koyup söyleyin; hangimiz hayvan, hangimiz insan???

 

 

 
 
 
Etiketler: Hangimiz, Hayvan?,
Yorumlar
Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv