Yazı Detayı
14 Ekim 2016 - Cuma 21:21 Bu yazı 1206 kez okundu
 
İçimizdeki Mezar
Şafak YOLCU
 
 

“Ölenle ölünmez” 

Peki ölenin ardından nasıl bir hayat sürer kalan sağlar? 

Yitirilen kişiyle sağlığında kurulmuş güçlü bir gönül bağınız varsa, ölenle birlikte sizin de bir parçanız ölür ve sessizce aynı mezara gömülür. 

Çok sevdiği birini kaybeden bir insan görmüşsünüzdür; sevdiği insanı toprağa teslim ettikten sonra kolay kolay ayrılamaz başından. Çünkü yerin kaç metre derininde olursa olsun, üzerine kaç tabaka toprak örtülürse örtülsün, bir parçası, hem de çok değerli bir parçası onu orda alıkoyar... Beyni ayaklarına bir türlü “yürü” komutunu veremez. Ruhunu teslim etmiş bir beden gibi durur. Orda yatan kanıdır, canından bir parçadır çünkü... 

Eşin, dostun ikna ve yardımlarıyla çakıldıkları yerden sökülürcesine götürülürler çoğu zaman... 

Genellikle aynı söz fısıldanır kulağına, bir parçasını ardında bırakıp giderken; “ölenle ölünmez” 

Oysa hayat bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır kalan için. O çok değerli parçası, hep eksik kalacaktır. Hiç bir ölüm zamanlı değildir ve her ölüm yanına kattığı kişiyi sevdiklerinden sökercesine koparıp alır. Tam olarak ta o parçanın koparıldığı yeriniz, daima kanar... Yitirilen anneyse bir anne gördüğünüzde, kardeşse bir kardeş, sevgiliyse bir çift âşık gördüğünüzde; sivri uçlu bir bıçağın henüz iyileşmeye yüz tutmuş bir yarayı yeniden yarması gibi açılır yaranız ve yeniden başlar kanamaya... 

Nedendir bilinmez; gidenden geriye sadece güzellikler kalır. Sizi en mutsuz ettiği anları bile dudaklarınızda buruk bir gülümsemeyle anarsınız. Hatta keşke hayatta olup sizi tekrar ve defalarca kırmasını yüreğinizin en derinlerinde arzularsınız. Çünkü bilirsiniz ki giden sizi terk etmek istediği, sizi sevmediği için gitmemiştir. Kendi arzusuyla değildir bu gidiş. Hatta bu gidişte onun hiç bir cevap hakkı olmamıştır. Çünkü ona sorulmamıştır... 

O sadece bu yolculukta ölümün refakatçisi olarak seçilmiştir ve kalan, onu nerede bulacağını bilir... Her özlediğinde gideceği bir mezarı vardır; kâh dertleşmeye, kâh günah çıkarmaya, kâh özlem gidermeye. Yolu sıkça düşecektir, gidenin ebedi istirahat için yattığı yere. 

Ta ki günün birinde ölüm kendisini de refakatçi olarak seçene kadar... 

Bazı durumlar da vardır ki; sevdiğimizi yine yitiririz fakat bu kez toprağın derinliklerine gömmeyiz onu. Gidip özlem gidereceğimiz bir mezar bile yoktur bu gidişte. 

Bu kez onu gömdüğümüz yer; yüreğimizdir... 

Diğerinden farklı olarak bu gidişlerde gidene sorulmuştur, cevap hakkı da tanınmıştır, hatta belki yalvarmışsınızdır “gitme, kal” diye. Çünkü gönlünüz razı değildir bu gidişe. Fakat o sizin üzerinize basa basa, kapıya doğru attığı her adımda sizin için çok değerli olan, her saniyesine bir ömrü sığdırdığınız anıları, avuçlarından bir kir gibi söküp sağa sola fırlatarak, sizi bir savaş meydanının orta yerinde cephanesiz bırakır gibi, çekip gitmiştir... 

Sizin nasıl yaşayacağınızı umursamadan, onun gidişiyle ciğerlerinizin nasıl oksijensiz kalacağını hiçe sayarak, en önemlisi sizden büyük bir parçayı kopararak gitmiştir... 

Size düşen tek şey, bu savaş meydanında hayatta kalabilmektir... Açılan yaranızdan güçlü bir kan kaybı başlar onun gidişiyle... 

Uzunca bir süre bilinçsiz bir şekilde o dağınıklığı seyredersiniz. Talan edilmiş bir yaşamda sersemleyerek ve hatta o dağınıklık “o”nu hatırlattığından, hiçbir şeye el sürmeye cesaret edemeyerek görmez gözlerle bakınırsınız çevrenize. Her şeyde ondan izler ve onun kokusu vardır. Ne ondan, ne de size onu hatırlatan yerlerden kopabilirsiniz. Bir süre anılara sarılarak yaşarsınız. Bir de yalnızlığınıza... O ise sadece sizin şahit olduğunuz bir cinayetin faili olarak normal yaşantısına geri döner. 

Yenilgiyi kabullenip kendinize gelmeniz aylarınızı, hatta yıllarınızı alabilir. Bunu başardığınız zaman -ki bu mantığınızı takiben, kanayan yaranızın da koparılan parçasına bir daha asla kavuşamayacağını artık kabullenmeye başladığı zamandır- o zaman fark edersiniz, bu zaman zarfında içinizde kocaman bir boşluk oluşmuş. Eskiden size onu hatırlatan her şey artık bir dağınıklık olarak gözükmeye başlar. Gözlerinizin önündeki sis perdesinin aralanıp gerçekleri görmeye başladığınız andır o an... 

Bu dağınıklıkla yaşayamayacağınızı hissedersiniz. İki seçeneğiniz vardır önünüzde; ya siz de hayatınızın geri kalanını o dağınıklığın bir parçası olarak yaşarsınız ya da kendinize bir çeki düzen vermenizin zamanıdır. 

Yapılacak en doğru şey hemen orada derin bir çukur kazıp, her şeyi o çukura doldurmak ve üzerini bir daha hiç açılmamak üzere örtmek, orayı bir daha hiç geri dönmemek üzere terk etmektir. 

Fakat ne yazık ki birçoğumuz bir mezar kazmak için en uygun yer olarak 'yüreğimizi' seçeriz ve başlarız içimizde oluştuğunu fark ettiğimiz o boşluğu yine “ondan” arta kalanlarla doldurmaya... 

İşin acı veren tarafı ise, yaşanan sevdanın boyutu ne kadar büyükse yürekte açılacak mezar da o denli derin olacaktır. İçinize savurduğunuz her kazma darbesinde dalgalar halinde bir sarsıntı kaplar bedeninizi. Kendi içinizde derinlere indikçe acınız da artar. Acıyla birlikte kütle halinde bir de yangın vardır içinizde. Geceler boyunca sizi uyutmayan bir yangın... 

Acı doruğa, alevler tüm bedeninize ulaştığında, mezar hazır demektir... 

Anılardan başlarsınız çoğu zaman gömmeye. Hem de öyle bir yere koyarsınız ki onları, her an çekip çıkarılmaya, yeniden hatırlanmaya çok elverişlidirler. Hemen yanı başına hayallerinizi gömersiniz. Birlikteliğin olmazsa olmazlarıdır hayaller... 

Neler yoktur ki anıların ve hayallerin içinde. Bir şarkıdır örneğin bir anınız. Her duyduğunuzda olduğu yerden süzülüp karşınıza dikiliverir. Sizi sürekli ikileme düşüren keşkeleri de getirir yanında... Birlikte yaşlanmaktır bazen hayallerden biri. Ya da gözlerden uzak küçük bir sahil kasabasında mehtaplı bir gecede yıldızları seyretmektir bir anınız. Her mehtaplı gecede aynı işkenceyi size yaşatmaktan hiç usanmayacaktır... 

Hayalleri de gömdükten sonra sıra gelir “O”nu gömmeye. İşin en zor kısmıdır bu... Nereden ve nasıl başlayacağınızı bilemezsiniz. Gözyaşı, öfke ve pişmanlıktan oluşan karmaşık duygular içinde en sevdiğiniz yerinden başlarsınız... Çoğu zaman gözleridir sizi en çok etkileyen ve sizinle en güçlü bağlarının olduğu yer... Gözler kalbin aynasıdır... Oysa siz o aynaya her baktığınızda en büyük yanılgılarınızı yaşamışsınızdır... Yine de zor gelir, içlerinde gerçek bir dünya kurduğunuz o yalancı gözlerden ayrılmak... Fakat bu ya sizin sonunuzdur, ya da onun... Gözlerinizdeki sis perdesi aralanmaya devam eder... Bakışları, dudakları, o dudaklardan size defalarca dökülen “seni seviyorum” sözcükleri dikilir karşınıza... Onlar da son kozlarını oynamaktadırlar sizin direncinize karşı. Sonra dokunduğunuz tenine gelir sıra. Bir zamanlar yandığınız o kadife ten artık yabancıdır size ve hayatınızdan çıkarmak zorundasınızdır. Son bir kez daha hissedebilmek için kıvranarak, onu gömen ellerinizden nefret ederek gömersiniz onu da ait olduğu yere... Tek tek, ona dair ne varsa... Yüzü, elleri, öpüşleri, sesi derken son bir hamleyle her şeyi içinize gömer, kapağını kaparsınız. 

Ve içinizde bir mezarla yaşamaya başlarsınız... 

Artık siz nereye giderseniz gidin, “o” içinizdedir. Ne kadar derinde gömülü olsalar da en ufak bir tökezlemenizde yüreğiniz sarsılacak ve mezardakiler yerlerinden oynayacaktır. Güçlü sarsıntılarda ise dışarı çıkmayı bile başaranlar olacaktır, yeniden karşınıza dikilip, sizi güçsüz kılmak için... 

Ya hiç tökezlemeden yaşamayı öğrenirsiniz ya da yaşamınızın herhangi bir anında yolunuza dikilseler bile her defasında onları alt edecek kadar güçlenirsiniz. 

İçinde bir mezarla yaşamak zordur... Çünkü her ceset gibi onlar da zamanla çürümeye başlar ve siz de derinliklerinizdeki bu mezarla birlikte için için çürürsünüz, farkına bile varmadan... 

Tercih sizindir aslında... Bir mezar kazmak için seçeceğiniz en yanlış adrestir yüreğiniz... Henüz savaş alanındayken her şeyi hemen orada açacağınız bir mezara gömmektir en doğrusu... Başarabilenimiz az olsa da... 

Bunu başaramayanlar ise ya yavaşça çürümeye devam ederler ya da yaşamlarının ileriki bir döneminde bile olsa ve eğer göze alabilirlerse, içlerindeki o mezarı, yani yüreklerinden çürümüş o parçayı kesip atarlar ve yaşamlarına eksik, fakat yaralarını iyileştirmeyi öğrenmiş, güçlenmiş bir yürekle devam ederler... 

Zira zamanın iyileştiremediği hiçbir yara ve eksik yaşamayı öğrenemeyen hiçbir yürek yoktur... 

 
 
 
Etiketler: İçimizdeki, Mezar,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv