Yazı Detayı
07 Ekim 2016 - Cuma 22:39 Bu yazı 2517 kez okundu
 
İşte o hayvan barınağı ve gerçekler!
Şafak YOLCU
 
 

Bu hafta 4 Ekim Dünya Hayvanlar günü vesilesiyle sizlerle paylaşacağım konu tüm hayvan severleri ilgilendiriyor. Beşparmak bölgesindeki hayvan barınağını bilmeyenimiz yoktur. Çok sevdiğim bir dostum yakın bir geçmişte, yaklaşık yedi ay boyunca bu barınakta gönüllü olarak çalıştı. Bu haftaki sohbetimizin konuğu da bu arkadaşım. İsminin yayınlanmasını istemediği için sizlerle ne yazık ki paylaşamıyorum. Ancak size şu kadarını söyleyebilirim ki aynı barınakta ben de bulundum ve aşağıda irkilerek okuyacağınız tüm cevapların doğruluğuna bizzat şahidim. Bu yazımdan rahatsızlık duyacak birileri mutlaka olacaktır. Ama bir yanlışı görüp de susmak, yanlışı onaylamak demektir. İstedim ki salt böyle süre geldiği için hatalarda ısrar edilmesin. Konuyla ilgili değiştirebileceğimiz bir şeyler varsa bu, birazdan sizin de şahit olacağınız gibi bireysel çabalarla değil, ancak toplum olarak tepki verirsek mümkün olacaktır. Bu haftadan sonra can dostlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi ümidimle…

 

Dilerseniz hemen sorularımıza geçelim:

 

Barınakta çalışmaya neden karar verdin?

 

Hayvanları çok seviyorum. Zaten evimde beslediğim köpeklerim, kedilerim var. Adı geçen barınağın sosyal paylaşım sitesinde acilen gönüllü aradığını okumam üzerine kalkıp gittim.

 

Barınakta ne tür hayvanlar var? Mevcut yaşam alanları bilgi verir misin?

 

Kediler ve köpekler vardı. Benim çalıştığım dönem yaklaşık üç yüz köpek vardı. Kedilerin sayısını tam olarak bilmiyorum. Kediler ve köpekler ayrı bölümlerdeydi. Ben köpeklerin bölümünde çalışıyordum. Açık ve kapalı alan olarak İki bölüm vardı. Hasta olan köpekler ayrı bir kafese alınıyordu. Sağlıklı olan köpekler açık alandaki kafeslerde altı ila on adet bir arada yaşıyordu. Kapalı alan, yavru köpekler ve yetişkinler olarak ikiye ayrılmıştı. Kapalı alandaki yetişkin köpekler bir kafeste iki veya üç adet bulunuyordu. Yavru köpekler kimi kafeste altı, kimisinde ise sayıları on iki adede kadar ulaşabiliyordu. Amaç sadece hayatta kalmak ise yaşam alanları yeterli denilebilir. Ama söz konusu köpekler olduğunda bu büyüklükte bir yaşam alanı asla yeterli değil. Çünkü barınaktaki köpeklerin özgürce koşup oynayabileceği kapalı bir alanları yok. Yaşadıkları kafesin içinde attıkları sayılı adımların köpek doğasına uygun olduğunu sanmıyorum.

 

Gönüllü ile çalışan arasındaki fark nedir?

 

Biz gönüllüler hangi gün çalışacağımıza kendimiz karar veriyorduk ve çalıştığımız her bir gün için ay sonunda ücretimizi alıyorduk. Diğerleri yani maaşlı çalışanlar, haftanın altı günü tıpkı normal mesai gibi asgari ücret karşılığında çalışıyordu ve işe gitmeme gibi bir lüksleri yoktu. Yapılan iş olarak bakarsak; maaşlı çalışan ile gönüllü çalışan arasında hiçbir fark yoktu. Yaşadığımız en büyük sorun ağır çalışma şartları nedeniyle çalışan sayısının çok az oluşu idi. Hatta bazı günler sabah yoldan aldığımız gündelik çalışanlar daha öğlen bile olmadan, ardına bakmadan kaçıp gidiyordu. Bu nedenle barınağa aynı gün altı çalışan gitmişsek o gün mutlu oluyorduk. Altıdan fazla kişi olduğumuzda o günü mucize olarak adlandırıyorduk. Üç yüz köpeğe sadece altı kişinin nasıl baktığını anlatmak çok güç, ancak yaşayıp görmeniz lazım.

 

Orada çalışanlar tam olarak ne iş yapıyor?

 

Kafeslerin içinin temizlenmesi, otellerden ve diğer yerlerden bağışlanan yemeklerin günlük olarak toplanması, hasta olan ve bina içine alınmış olan hayvanlara ilaçlarının verilmesi ve tuvalet ihtiyacı için yürüyüşe götürülmesi, kafeslerden toplanan örtü vs. yıkanması, asılması, toplanması, ana binanın temizliği, yemek taşımada kullanılan van aracın yıkanması (bu aynı zamanda personeli yani bizi taşıyan araçtı), hayvanlara yemek verilen kapların ve yemek taşınan büyük siyah kovaların temizlenmesi. Sabit bir çalışma programımız yoktu. Her sabah o günkü çalışma programı ve çalışanların görev yerleri idareciler tarafından belirlenirdi. Her şey değişkendi ve herkes her işten sorumluydu. Yetersiz eleman olduğundan, kadın erkek ayrımı da yapılamıyor, ağır işleri kadınlar da üstleniyordu.

 

Kafes temizliğini anlatır mısın?

 

Hepimiz o gün için bize verilen bölgedeki kafeslerin içini temizlerdik. Bunu yaparken yerinden kaldırmak için ciddi bir gayret sarf ettiğimiz iki ağır kürek kullanırdık. Temizlik yaparken hayvanları kafeslerden çıkarmaya iznimiz olmadığı için (idareciler tarafından yasaklanmıştı) müthiş güçlük çekiyorduk. Köpekler kafese yaklaşan birisini görür görmez sevinçten adeta çıldıracak gibi olup, kapıya atlıyordu. Bir düşün; iki elinde iki ağır kürekle, üzerine atlayan en az beş köpeğin bulunduğu bir kafese kapıdan sıvışırcasına girmeye çabalıyorsun. Çünkü köpeklerden tek bir tanesinin bile kafes dışına kaçmamasından sorumluyduk. İçeri girene dek verdiğimiz savaş bitince içerdeki savaş başlıyordu. Dışkıya bulanmış patileriyle bizden sevgi talebinde bulunan ve aralıksız olarak üzerimize atlayan onca köpeği sakinleştirmeye ve kafesin bir köşesinde nazikçe tutmaya çalışırken, bir yandan da giyeceklerimiz, hatta ağzımız, yüzümüz, gözümüz dışkıya bulanmış vaziyette temizlik yapmaya çabalıyorduk. Bunu yaparken bir yandan da dışkılarda herhangi bir parazit veya sağlıksız bir durumun olup olmadığını kontrol ediyorduk.

 

Kafesteki dışkıların temizlenmesi bitince topladığımız dışkıları koyduğumuz çöp poşetlerini ki her biri yaklaşık on kilo ağırlığında olurdu, her bir gönüllü tek başına, kafeslerden epey uzakta konuşlanmış olan çöp varillerine kadar taşıyıp, yine tek başımıza kaldırıp varilin içine atıyorduk. Son olarak kullandığımız ağır kürekleri de temizliyorduk. Temizlik işi öğlene dek sürüyordu. Aslında mevcut olan gider kanalları kullanılarak çok daha kolay hale gelebilecek bir süreci biz çok daha güç yollardan ve gereğinden fazla uzun bir sürede yapıyorduk. Bunun da sebebi idarecilerin önerilerimize itiraz edişiydi.

 

Temizlikten sonra sırada ne vardı?

 

Sıradaki iş hayvanların beslenmesi idi. Mutfakta duran ve bir gün önceden toplanmış olan yemeklerin ayıklanma süreci başlıyordu. Toplanan bütün yemek artıkları kırk beş litrelik siyah plastik çöp kovalarının içine doldurulurdu. Tabi bu artıkların içinde yemeğin dışında ne ararsanız mevcut oluyordu. Kürdandan tutun da naylon poşet, peçete, ıslak mendil, plastik çatal kaşık, pipete varana dek her şey vardı. Bazen yemekler bozuksa öyle kötü kokardı ki ayıklarken bizim genzimiz yanardı.  Böyle durumlarda yemeği dökmeyi ve bunun yerine depolarda bulunan, bağış yapılmış olan kuru mamaları hayvanlara vermeyi idarecilere söylediğimizde itiraz ederlerdi. Hatta onların izni olmadan kuru mama açmak kesinlikle yasaktı. Oysa bir oda dolusu bağışlanmış kuru mama vardı. Sözü fazla uzatmayayım, üzerimizdeki giysilerin kolunu omuzlarımıza kadar sıyırıp tüm bu atıkları ayıklamaya koyulurduk. Kovaların içinde tek bir atık bile kalmayıncaya dek ayıklama yapardık ki bu kumda iğne aramaktan farksızdı. Özellikle küçük köpekleri korumak adına ayıklama esnasında çok dikkatli olurduk. Yemekler hazır olunca her bir çalışan, neredeyse kırk beş kilo ağırlığındaki kovayı kendi bölgesine sürükleyerek götürür ve hayvanların yemeklerini verirdi. Hayvanlar beslenirken çalışanlar da bir saat öğle arası verirdi. Daha sonra kaplar toplanır, yıkanırdı. Kafesler tekrar kontrol edilir, tuvaletini tekrar yapmış olan hayvanlar varsa kafesler yine temizlenir, temiz örtüler serilirdi. Kafeslerde iş bittikten sonra yukarıda anlattığım diğer temizlik işlerine geçilirdi.

 

Anladığım kadarıyla çalışanlar olarak vaktinizin tamamını temizlik yapmakla geçirmişsiniz. Bir hayvan sever olarak orada bulunduğun süre ve harcadığın bunca enerji amacına ulaştı diyebilir misin?

 

Kesinlikle hayır. Benim oraya gitme sebebim hayvanlara yardım etmenin yanı sıra onlara ilgi, sevgi göstermekti.  Ama mevcut sistemde buna maalesef fırsatım olamadı. İşlerin hepsi bitip akşam olduğunda kolumuzu kaldıracak enerjimiz bile yoktu. Hayvanlarla bir dostluk bağı kurmak, onları tanımak ve onlarla zaman geçirmek için ne vaktimiz ne de halimiz kalıyordu. Bu arada sürekli olarak yaşadığımız sırt ve bel ağrılarından bahsetmiyorum bile. Tek tesellimiz; haftada bir veya iki kez köpekleri gezdirmeye uğrayan ve çoğu zaman iki, nadiren dört-beş kişiden ibaret İngiliz ziyaretçilerin oluşuydu. Artık o günlerde şans hangi köpeğin yüzüne gülüyorsa ilgi ve sevgiyi de o köpek görebiliyordu.

 

Genel bir kanı olan barınaklarda hayvanların uyutulması konusunda oradaki gözlemlerin nedir?

 

Orada olduğum sürece herhangi bir hayvanın uyutulduğuna şahit olmadım. Ama benden önce ırkından ötürü yani saldırgan oluşu nedeniyle uyutulan birkaç köpek olduğunu duydum. Bunun yanı sıra barınakta hastalanan ve tedaviye ihtiyacı olduğu bilinen birkaç köpeğin tedavisinin ertelendiğine ve hayvanların öldüğüne tanık oldum.

 

Sence barınak gibi, özellikle onca gönüllünün çalıştığı bir yerde köpeklerin hastalanmalarının sebebi neydi?

 

Genelde bu ölüm vakaları yavru köpeklerde oluyordu. Bence bunun sebepleri; zaten bağışıklık sistemi henüz zayıf olan bu yavruların bulunduğu kafeslerin kış aylarında bile soğuk suyla yıkanıyor oluşu, kafesler yıkanırken yavruları kuru bir ortama taşımamıza izin verilmeyişi, bu nedenle temizlik esnasında yavru köpeklerin de ıslanması, kafesler güneş görmediği için yavruların bütün gün ve gece ıslak kalması, yavrular sıkça idrarını yaptığı için temiz serdiğimiz örtülerin bile daha biz arkamızı dönmeden ıslanması gibi sebepler sıralayabilirim. En acı olanı da barınağa henüz birkaç haftalık iken gelip hiç güneş görmeden altı aylık olan köpeklerin oluşu. Bana göre bu, özellikle köpek gibi koşup oynamayı, özgürlüğü seven bir canlıya yapılabilecek en büyük kötülük.

 

Özetleyecek olursak, o barınakta hayvanların iyi bakıldığını düşünüyor musun? Değişmesi gerekenler sence nelerdir?

 

Söz konusu barınağa bağışların yapıldığını ve gelirinin iyi olduğunu biliyorum. Buna örnek olarak barınak idarecilerinden duyduğum bir bilgiyi aktarayım; Kuzey Kıbrıs’ta yaşayıp vefat eden bir İngiliz çift villasını barınağa bağışlamış. Ayrıca söz konusu barınağın Girne İtfaiye binasının oradaki satış mağazasına getirilen bağışlar da hatırı sayılır ölçüde büyük. Toplanan tüm bu bağışlara rağmen barınakta gerek hayvanlara gerekse orada çalışanlara uygun koşulların sağlanmadığını düşünüyorum. Bunun başlıca sebebi idaredeki sistemsizlik, idareci pozisyonundakilerin yeni fikirlere kapalı oluşu, kendilerine sunduğumuz tüm yararlı önerileri sürekli olarak saçma bir gerekçe ile geri çevirmeleri. Değişmesi gereken ise önce idareciler, sonrasında ise barınağın çalışma sistemi.

 

Son olarak; hayvanları bu kadar çok sevdiğin halde orada çalışmaktan neden vazgeçtin?

 

Ben oradayken hasta olduğundan dolayı ayrı kafese alınmış olan yetişkin bir köpek vardı. Mantar hastalığı olduğu için barınağa getirilmişti ve iyileşince sokaklara geri gönderilecekti. Orada bulunduğum sürede köpeğin kafesi diğer tüm kafesler gibi her gün ilaçlı sularla yıkandı. Mantar hastalığına suyun iyi gelmeyeceğini, o köpeğin bol güneş görmesi gerektiğini, köpeğin durumunun gittikçe kötüleştiğini idarecilere sürekli olarak söylememe rağmen hiçbir şeyi değiştiremedim. Çaresizdim. Artık tüyleri dökülmüş, pullaşmış kırmızı derisi ortaya çıkmıştı. Bir sabah gidip onun da cansız bedeniyle karşılaşmamak için işten ayrıldım. Geçmişte üç köpeğimi kaybettim. Şu anda üçü de bahçemizin bir köşesinde, yani ömürleri boyunca hep mutlu ve özgür olarak yaşadıkları kendi bahçelerinde sonsuz uykularında. Ben barınakta veya başka bir yerde, yine hayvanlara sevgimi vermeye devam ediyorum. Yine sokak hayvanlarına elimden gelen yardımı yapıyorum. Keşke orada da bir şeyleri değiştirme gücüm olsaydı ve oradaki hayvanlar da hak ettikleri şekilde yaşayabilseydi.

 
 
 
Etiketler: İşte, o, hayvan, barınağı, ve, gerçekler!,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv