Yazı Detayı
15 Ocak 2017 - Pazar 19:36 Bu yazı 2934 kez okundu
 
O KEDİ BU MASAYA GE-LE-CEK!
Şafak YOLCU
 
 

Bu haftaki yazımın konusunu kadın-erkek ilişkisine ayırırken bu konuda gerçek hayattan şahit olduğum bazı alıntılar yaparak gündemden biraz uzaklaşalım istedim.

 

Dünya nüfusunun yaklaşık %49’unun kadın, %51’inin de erkek olduğundan yola çıkarak bir eş bulmak için adil bir dağılım olduğunu söylemek mümkün gibi gözükmekte. Adil derken, her kadına bir erkek veya tam tersi her erkeğe bir kadın olan nüfus dengesini kastediyorum. Hal böyleyken hâlâ yeryüzünde solo olarak yaşamına devam eden, diğer bir deyişle “ikinci yarısını bir türlü bulamayan” bireylerin neden bu kadar fazla olduğunu sorgulamak gerekiyor.

 

Genel olarak kadınların evliliğe, bir yuva kurup sorumluluk almaya sıcak baktığını söylemek pek de yanlış olmaz sanırım. Hatta birçok hayvan türünde bile durum böyle. Cilveyi de, yuvayı da hep dişiler yapıyor, erkekler daha ziyade ailesini koruyucu, yiyecek tedarik edici davranışlar sergiliyor. Bizim türümüzde ise erkekler  “kendilerine has sebeplerden ötürü” evlilikten uzak kalmayı, daha ziyade flört ile yetinmeyi, hepsi olmasa da bir kısmı çok eşliliği, hatta mümkünse evlilik sözcüğünün lügatten çıkarılmasını tercih ediyor. Asıl mesele de sanırım burada yatıyor.

 

Google arama motoruna “erkekler neden evlilik…” yazar yazmaz otomatik tamamlama özelliği hemen devreye girerek karşıma şu seçenekleri çıkardı: “korkar” “kaçar” “istemez” “düşünmez”. Meğer bu soruyu soran, üstelik cevabını umutsuzca internette arayan ne çok kadın varmış! Biz ne ara bu hale geldik hemcinslerim? Ama yok öyle hemen umudu yitirip, değerimizi düşürmek! Naçizane önerim, cevaptan önce bu korkuyu tetikleyen sebepleri bulmak lazım. Gelin hep birlikte aşağıdaki diyaloga kulak verelim.

 

Kadın ve erkek ilk randevularında salaş bir restorana akşam yemeğine gider. Erkek, yemeğin henüz başlarındayken bir fantezisini anlatmaya koyulur; Bir sabah biz kahvaltı masasındayken kapımız çalar. Sen gidip kapıyı açarsın, gelen özel bir kargo şirketinin kuryesidir. Evrakı imzalayarak getirdiği zarfı teslim alıp içeri gelirsin. Ben sana şöyle derim “hayatım bırak şimdi, kahvaltıdan sonra bakarsın” ama sen dayanamayıp zarfı hemen açarsın. İçinden benim sana bir şiirle yaptığım evlilik teklifim çıkar. Sen sevinçten boynuma atılır, beni deliler gibi öpmeye başlarsın. Aradan on dakika geçmeden kapı yine çalar. Sen yine heyecanla kapıya koşarsın. Hayret! Gelen yine kuryedir. Bu kez elinde bir paketle odaya geri dönersin. Telaş içinde paketi açtığında son İtalya seyahatimizde çok beğendiğin ve “evlendiğimizde bu elbiseyi giymek istiyorum” dediğin elbiseyi görünce mutluluktan delirecek gibi olursun. Elbiseyi kaldırdığında altında şık bir ambalaj içinde bir çift alyansın olduğunu görürsün. Hemen ambalajı açıp yüzükleri parmaklarımıza takarsın. Dur, daha bitmedi bebeğim! Paketin en altında nikâhımızın kıyılacağı ve balayımızı geçireceğimiz ülkenin uçak biletlerini de görünce sevincin tavan yapar. Hemen içeri geçip valizimizi hazırlamak istersin. Ben sana şöyle derim: “hiç gerek yok güzelim. Her şey hazır, havaalanında bizi bekliyor.” Arabamıza atladığımız gibi alana gideriz.  Bir de ne görelim, senin ve benim ailemiz orada bizi beklemekte. Mutluluktan gözlerin dolar, hemen annene koşup sarılırsın. Ne de olsa balayı için bir süre buralarda olmayacağız. Annen ise sana şöyle der “kızım veda etmeye gelmedik, balayına hep birlikte gidiyoruz” Ve hep birlikte uçağa binip, yola koyuluruz.

 

Erkeğin fantezisini sonuna kadar dinleyen kadın nazikçe tebessüm edip: “güzel bir hayal” demekle yetinir. Bunun üzerine erkek –kendisine ayrı bir hava kattığına inandığı için akşam bile başında taşıdığı ve tam o esnada aşağıya kayıp yüzünün yarısını örten güneş gözlüğünü tekrar yukarı ittikten sonra- sırıtarak fantezisini tamamlar: “tabi tüm bunlar ben yetmiş yaşına geldiğimde oluyor” Kadın şaşkınlık içinde “sebep” diye sorar. Yanıt nettir: “çünkü bence evlilik sevdiğim kadına “son nefesimi senin yanında vermek istiyorum” demektir.

 

Fantezinin içinde gizlenen mesajı alan kadın kahramanımızın erkeğe ne cevap verdiğinin konumuzla bir alakası yok. Ama erkek kahramanımızın –en az yetmiş gibi gözükse de- altmış yaşında, kadınla neredeyse aynı boyda, yüz on kilo ve tarağa olan ihtiyacını yıllar önce kaldırıp bir kenara atmış bir şahsiyet olduğunu da burada belirtmek isterim. Sizin anlayacağınız, kendisi inkâr etse de altına molped bağlanacak günler gelmiş kapısına dayanmış, yere baktığında göbeğinden pabucunu göremeyen, buna rağmen dilinden “bebeğim, hayatım, şekerim” sözleri hiç düşmeyecek kadar dilbaz bir erkek bile günümüzde evliliğe ancak ve ancak bu kadar sıcak bakabiliyor. Yani bu onun için varılabilecek son nokta, bundan ötesi yok! Varın ötesini siz düşünün gayri!

 

Sizce hangi aklı başında kadın sırf bir erkeğin “son nefesinde” yanında olabilsin diye en olgun, en verimli çağlarını mutlu son umarak geçirir? Öleceğin güne kadar aldığın nefeslerin kimin yanında olduğunun bir önemi yoksa eğer, alt tarafı bir soyadını bile bizden esirgiyorsan, son nefesini de git bir ağacın kovuğunda ver kardeşim! Elbette bu benim kişisel görüşüm. Ne yazık ki günün birinde cılız bir ihtimal de olsa bu fantezinin gerçekleşmesini ümit ederek yıllarını harcayanlar da yok değil. Zira rekabet çok büyük, pazar ise oldukça kısıtlı. Hemen hatırlayalım, oranımız neydi; her kadına bir erkek. Eh, durum böyle olunca payımıza düşen biricik erkeği de yitirmemek adına nelere katlandığımız ortada!

 

Aslında olaya bir de farklı açıdan bakmakta yarar görüyorum. Erkeklerin evliliğe bu kadar uzak duruşunda kadınların hiç mi payı yok dersiniz? Bence var, hem de çok büyük bir emeği ve mesaisi var. Şöyle ki; altmış yaşına merdiven dayamış bekâr bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Neden hiç evlenmediğini sorduğumda aldığım yanıt: “avukatları zengin etmemek için” “Ne alakası var kardeşim” diyorum. “Boşanırken mutlaka bir avukata ihtiyacım olacağı için, nafaka ve tazminat gibi dertlerle uğraşmamak için” diyerek açıklık getiriyor. Düşündüğümde haksız da sayılmaz hani… Biz kadınlar bu konuda çok başarılıyız. “Olmuyor, anlaşamıyoruz, gel dostça ayrılalım” demeyi bilmiyoruz. Dilimiz bunu bir türlü reddediyor. Boşanırken adamın tabiri caizse iç çamaşırına varana dek bize vermesini istiyoruz. Birkaç yıl önce şahit olduğum genç bir çiftin boşanma davasında kadın talep ettiği tazminat listesine erkeğin her ay maaşından kesilen İhtiyat Sandığı primlerini bile dâhil etmişti ki genç adamın emekli olmasına daha en az on beş yıl vardı. Bir yıl boyunca kadının ve avukatının çeşitli bahanelerle duruşmalara gelmeyişi, mahkemeyi oyalayışı, daha mahkeme sürerken ortak hesaptan kadın tarafından gizlice çekilen paralar, adamın kredi kartı numarası ezberinde olduğundan internet üzerinden yaptığı binlerce lira değerindeki alışverişler de sürece ayrı bir sevecenlik katmıştı. Ne yalan söyleyeyim, beni hayretlere düşüren bir boşanma davasıydı. Genç adamın sinirlerine hâkim oluşuna hayran kalmıştım.

 

Yine çevremde şahit olduğum ve erkeğin açtığı bir boşanma davasında erkek kahramanımız mahkeme sürecinde yatak odasını ayırıyor. Boşanmayı bütün benliğiyle reddeden kadın yirmi yıllık kocasını kaybetmeyi hazmedemiyor. Öyle ki bir gece yarısı elinde kaynar su dolu çaydanlıkla adamın başucunda cellat gibi beliriveriyor. Neye uğradığını şaşıran adam o gece yarısı canını zor kurtarıyor ve hemen evden ayrılıyor. Yaşadığı travmayı bir düşünsenize!

 

Tüm bu örneklerden varabileceğimiz sonuç şu olabilir mi; aslında erkekler evlilikten değil, başına geleceklerden korkuyor. İleride, yani günün birinde anlaşmazlıklar başladığında evlendiği kadının neye dönüşeceğinin bir garantisi yok çünkü. Ama erkekler öyle mi? Onların mantığı olabildiğince düz ve basit. Bir şey ya doludur onlar için ya da boş. Ortası yok. Değişmek nedir bilmiyorlar, ilk gün nasıllarsa son günde de aynı kalmayı başarıyorlar. Üstüne üstlük tanrı vergisi yaşlanmayı dibine kadar yaşayıp, sarkık göbeklerini gözümüzün içine sokarken, biz halen daha botoks mu, dolgu mu yoksa örümcek ağı mı diye kapı kapı dolaşıp, diskalifiye edilmemenin yollarını arıyoruz!

 

Velhasılıkelam, o kedi bu masaya geliyor gelmesine de biz kadınlar onun burnundan fitil fitil getirmesini çok iyi biliyoruz. Sonra da işte böyle google’dan medet umuyoruz.

 

Siz siz olun,  en azından gelecekteki erkek neslini daha da ürkütmemek adına hiçbir şeye dönüşmeyin. Hiç değişmeyin, hep sevgiyle kalın… Evli kalın…

 
 
 
Etiketler: O, KEDİ, BU, MASAYA, GE-LE-CEK!,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv