Yazı Detayı
10 Eylül 2016 - Cumartesi 23:45 Bu yazı 1480 kez okundu
 
Sen, ben, biz Nelin Tunç
Şafak YOLCU
 
 

 

Merhaba sevgili dostlar,

Bu köşede sizler ile yapacağımız sohbetleri duyuruşumun üzerinden bir hafta geçti. Her ne kadar aklımda bazı isimler vardıysa da ilk konuğumu seçme konusunda zorluk yaşamadım desem yalan olur. Nihayetinde bu köşenin sahip olmasını istediğim rengi daha ilk günden sizlere yansıtacak, geçmişte çalıştığım iş yerinde kısacık ta olsa ayaküstü yaptığımız sohbetlerinden her daim keyif aldığım rehber dostum sevgili Nelin Tunç’u ağırlamaya karar verdim.

Nelin ilk-orta okul ve koleji Lefkoşa’da bitirdikten sonra Viyana Teknik üniversitesi mimarlık bölümünü bitirmiş. Tezini şehircilik alanında ve Lefkoşa’nın bölünmüşlüğü üzerine yapmış. Okulun bitmesinin ardından Viyana Belediyesine bağlı Şehir Planlama dairesinde yaklaşık 5 yıl çalışmış.

Kendisinin mimar olduğunu eskiden de biliyordum ve kendi kendime hep şu soruyu soruyordum “neden rehberlik gibi meşakkatli olan bir mesleği seçmiş olabilir?” Bu sohbet sayesinde ben de ilk kez sizlerle birlikte bu sorunun yanıtını alabildim.

Sohbet gecesi Nelin eşiyle birlikte bize geldi. Evlerin içerisi henüz çok sıcak olduğundan bahçemizdeki gece tüten ağacından yayılan o hoş rayihalar eşliğinde keyifli bir sohbetimiz oldu. Yeri gelmişken; buradaki sohbetlerimin hiç birisini soru ve cevap şeklinde yayınlamayı düşünmediğimi belirtmek isterim. Ben konuklarımın yüzünde ve gözlerinde ne görüyorsam aynısını sizlerin de görmesi gerek. Aksi takdirde yazdıklarımın yavan, ruhsuz ve bir röportajdan öteye geçemeyeceği kanaatindeyim. Dilerseniz artık sohbetimize geçelim.

  • Evet sevgili Nelin, şehir planlama dairesinden ayrıldıktan sonra ne yaptın? 
  • Franz ile birlikte (Franz Nelin’in eşi ve o da mimar) Viyana’da mimarlık bürosu açtık. Orada tasarımlar falan yapıyorduk. Kıbrıs’a tatile gelişlerimizden birinde öylesine konuşuyorduk. Acaba Kıbrıs’ta yaşamak nasıl olurdu falan derken denemeye karar verdik ve altı yıl önce buraya geldik.

Sohbetin tam bu kısmında o hep merak ettiğim soruyu yöneltiyorum:

  • Peki rehberlik mesleği senin hayatına nasıl girdi?

Nelin bize ilk geldiği andan itibaren yüzünden hiç eksiltmediği nazik fakat hep içten olan tebessümüyle:

  • Viyana’dan aldığımız diplomaların burada geçerli olabilmesi için mimarlar odasına müracaat etmiştik. Onay beklediğimiz süreç içinde annemin bir arkadaşı gazetede tesadüfen bir ilan görmüş. İlanda Turizm Bakanlığı’nın almanca bilen rehber aradığı yönündeki çağrısı üzerine hemen bizi arayıp “Nelinciğim mutlaka gidip başvuru yap, tam sana göre bir iş” demişti. İkimiz de çalışmıyorduk ve işe ihtiyacımız vardı. Kayıtların kapanmasına ise sadece bir gün kalmıştı. Alelacele gidip kaydolduk. Bunu takiben Turizm Bakanlığı ve Kıtreb’in birlikte açtığı kursu bitirip özel bir şirkette rehber olarak çalışmaya başladık.
  • Kuzey Kıbrıs’ta en çok sevdiğin yer, bölge neresidir?

Bu soru üzerine zorlandığını hissediyorum. Birkaç saniye düşündükten sonra:

  • Ne desem bilemedim ki. Aslında her yeri seviyorum. Daha bugün Saint Hilarion kalesindeydim, orayı da çok seviyorum. Fakat hani derler ya “eski aşkım” diye,  Lefkoşa’nın da bende özel bir yeri var. Lefkoşa’daki tarihi eserleri, eski katedrali, Büyük Han’ı, Selimiye Cami’yi, bandabulyayı, surları bir başka seviyorum. Hem tarihi dokusunun fazla oluşu hem de aslen Lefkoşalı olduğumdan dolayı olabilir. Girne kapısından girdiğim andan itibaren mutlu oluyorum. Elbette savaşın ardından şehir bölündükten sonra özellikle sınır bölgesinde bakımsız, kötü durumda olan binalar var ama buna rağmen Lefkoşa’nın havasında tam olarak adlandıramadığım bir şey var. Belki insanları, belki evler, belki de bahçeler, bilemiyorum.
  • Rehberlik mesleği sayesinde kaç ülkeden insan tanıdın?
  • Saymadım ama yirmi beşin üzerindedir sanırım. Asıl ilginç olan şu ki en fazla insanı Viyana’da yaşarken tanıdım. Çünkü orada yaşayıp çalışan birçok farklı milletten olan kişilerle arkadaşlığımız vardı.

Şimdi yönelteceğim soru aslında bütün turizmcilerin ilkesi ve ana hedefi olan hususta:

  • Gözlemlediğin kadarıyla adaya gelen turistlerin tatil için tekrar Kuzey Kıbrıs’a gelme oranı nedir?
  • Adamızı tekrar tercih eden turist var ama tam bir oran veremeyebilirim. Şöyle ki benim yaptığım tura katılıp, çok beğendiği için yine aynı turu satın alanlar oluyor.  Ama aynı müşterilerin sonraki gelişinde bir başka rehber eşliğinde de aynı tura çıkması da mümkün olabiliyor. Veya aynı müşteri Kıbrıs’a ilk gelişinde Girne’de kalırsa, diğer gelişlerinde Magosa’da veya başka bir bölgede kalıyor. Yahut tekrar geliyor fakat her yeri görmüş olduğu için bir daha tura çıkmıyor, dinlenmeyi tercih ediyor. Dolayısıyla aynı müşteriyi tura çıkarma olasılığımız pek fazla olamayabiliyor. Tahminimce tekrar gelen müşteri sayısı küçümsenmeyecek kadar fazla.
  • Adamıza gelen turistlerin yaş ortalaması mevsime göre değişkenlik gösteriyor mu?
  • Kesinlikle evet. Mesela ekim ayından itibaren 65 ve üzeri yaş grubu turist geliyor. Daha doğrusu 65-99 yaş arası turistler. Bu tip turistler haftada 5 tur satın alabiliyor. Yazın ise genellikle çocuklu aileler yüzme amaçlı ve gençler su sporları yapmak için tatile geliyor ve bu tip aileler çok fazla tur tercih etmiyor.

Şimdiki sorum ise giderek kötüleşen ekonomi sebebiyle yıllardır hırpalanmakta olan ve ayakta durmakta zorlanan küçük esnafı ilgilendiren bir konuda:

  • Turistlerin çarşıya ilgisi nasıl? Genellikle ne tür şeyler satın almayı tercih ediyorlar?
  • Diğer acentelerin getirdiği turistler için genelleme yapmak ne derece doğru bilemem ama bize gelen Alman turistler çok fazla para harcamıyor. Bir başka acente rehberi olan arkadaşımdan duyduğum kadarıyla onların getirdiği Alman müşteriler de aynı şekilde ucuz ürünleri tercih ediyormuş. Ben Alman turistlere rehberlik ettiğim için diğer turistler hakkında çok tecrübem yok. Ama benim çalıştığım acenteyle gelen turistler yaşları itibariyle genellikle yerli ürünlere ilgi gösteriyor. Misal zeytinyağı, pekmez, elişi, zeytinyağlı sabun, yani pahalı olmayan, bizim geleneksel ürünlerimiz. Bunun yanı sıra giderken ufak tefek hediyelik eşya alıyorlar. Alman turistler genelde kendileri için pek fazla alış veriş yapmıyor. Bir keresinde İtalyan bir grupla tura çıkmıştım. Onlar keyiflerine çok daha fazla düşkün. Fiyatına bakmadan hoşlarına giden şeyleri alıyorlar. Hatta benim üstümde gördükleri bir pantolonu beğenip nerden aldığımı sormuşlardı. Mağazanın yerini bir kâğıda çizip vermiştim ve gidip oradan alış veriş yapmışlardı. İranlı turistler ise Alman turistlerin tam tersine tarihi yerlere ilgi göstermeden, doğrudan çarşının yerini soruyor. Üstelik sadece pahalı ve tanınmış orijinal markaları satın alıyorlar.
  • Yeterince iyi tanıtılmadığını veya ön plana çıkarılmadığına inandığın bir bölge veya ürün var mı?
  • Evet, ben Güzelyurt ve Lefke bölgesini çok beğenirim fakat bu bölgelere çok fazla tur düzenlenmiyor. Bölgede turistik tesis yok. Bu bir yandan iyi çünkü bölge eski halini muhafaza etmeyi başarmış. Diğer yandan buralardaki ceviz ve portakal bahçeleri, hurma ağaçları, cumbalı evleri kesinlikle görmeye değer. Bazen küçük gruplara rehberlik ettiğimde Lefke’nin içinden geçiyorum ve tüm bu saydığım yerleri gösteriyorum. Aslında rehber olarak turistlere ne göstereceğini bilmek de önemli. Bu beldeleri ön plana çıkarmak için ne yapılabileceği konusunda ise; turistler kalış süreleri kısıtlı olduğundan dolayı bölünmüş şehir olarak Lefkoşa’yı mutlaka görmek istiyor. Girne’de özellikle St. Hiarion kalesini, Magosa’yı keza tarihi yerleri açısından mutlaka ziyaret ediyorlar. Ayrıca Karpaz’ı unutmamak gerek. Turistler kalışları esnasında en az bir gün de dinlenmek istiyor. Zaten en fazla bir haftalığına geliyorlar.  Durum şu ki Güzelyurt turunu ne kadar cazip hale getirsek de süre yetmiyor.
  • Bu mesleği kimlere önerirsin?
  • Rehber olmak için her şeyden önce insanlara bir şeyler anlatmayı ve göstermeyi seviyor olman lazım. Mesela kalabalık bir grupla çıktığın bir turun tam ortasında tek bir turistin bile canı sıkkınsa ve seni dinlemiyorsa o an susman gerektiğini bilmen lazım. Akabinde ise ne yapıp edip onu o psikolojiden çıkarman ve tura dâhil etmen lazım. Rehberlik biraz da her şeyin karışımı aslında. Nerde susup nerde konuşman gerektiğini, turistin ne zaman beğenip ne zaman beğenmediğini hmen, kendisini gruptan soyutlayan insanları fark edip onlara dokunabilmen, kısaca empati yapabilmen lazım. Gösterdiğin şey çok güzel olabilir fakat turist o an onu görecek durumda olmayabilir. İşte bunların hepsini doğru zamanda hissedebilmen, onları anladığını ve senin onlar için orda olduğunu bilmelerini, sana güvenmelerini sağlaman lazım. Bu çok önemli.

Sohbetimizin son sorusu benim bütün konuklarıma yöneltmeyi planladığım bir soru:

  • Hayatını kaleme alsaydın, kitabın adını ne koyardın?

Nelin tam da burada kahkaha attıktan sonra:

  • Eskiden beri bir kitap yazma hayalim vardı Şafak. Hatta adını “kadın başıma” koyacaktım. Bunun sebebi eskilerin yani büyüklerimizin dilinden hiç düşürmediği “kadın başına ne yapacaksın, kadın başına nereye gideceksin” gibi söylemleriydi. Yani toplumun kadına biçtiği ve dayattığı rol. Hatta kitabın arka kapağındaki siyah-beyaz resim bile hazırdı.

Son cümlenin ardından ben de kahkahamı tutamayarak:

  • Bu güzel bir proje ancak burada yayınevi seçeneği yok ve bu yazarlar için büyük bir sıkıntı. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim; sosyal medyada paylaştığın birkaç yazıyı beğenerek okumuştum. Dilerim bu projeyi gerçekleştirirsin.

Nelin gözleri ışıldayarak:

  • Olmayan şeyi açacaksın Şafak. Babam öyle derdi. Mesela babam tiyatrocu olmak istermiş ama tiyatro yokmuş, açmışlar. Eskiden öyleymiş. Annem de anlatır, 63 ten sonra gerçekten hiçbir şey yokmuş. İnsanlar ihtiyaç duydukları ve istedikleri şeyleri hep kendileri kurmuş.

Bu sözlerinde pek de haksız olmadığını düşünerek son sorumu yöneltiyorum:

  • En son ne zaman bir kitap okudun ve adını hatırlıyor musun?

O an sohbetin en başından beri masada elinin yanında duran kitabımı alarak:

  • İşte bu! Şimdi sanki reklam gibi olacak ama gerçekten en son okuyup bitirdiğim kitap senin kitabın “Vebal”. Kitaba başlamamla bitirmem iki gün sürmedi. 14 Temmuz günü başlamıştım. Ertesi akşam tam darbe zaman bitirdim. O akşam televizyonu açıp haberleri gördüğümde çok fena olmuştum, ürkmüştüm. Bir yandan senin kitabının üzerimde bıraktığı etkiler, diğer yandan Türkiye’de yaşanan darbe olayları. İnan şu an bile hala ürperiyorum. Bunun dışında ikonlar hakkında ince el kitapları okudum ama roman olarak senin kitabını okudum.

Sohbetimizin sonunda ne kadar gururlandığımı söylememe gerek yok sanırım. Bir yıl önce, sanırım epey telaşlı bir günümde kendisine imzasız olarak verdiğim kitabımı o gece imzalama şansım da oldu.

Oldukça keyifli bir dost sohbetinin ardından, yıllardır birbirimize bu kadar yakın evlerde yaşarken neden hiç görüşmediğimiz konusunda biraz da hayıflanarak, tekrar görüşmek üzere sözleşerek vedalaştık.

Konuğum olduğu için teşekkürler sevgili Nelin! Yolun hep açık olsun güzel insan! İnsanları, doğayı, tüm canlıları sevmekten lütfen hiç vazgeçme!

 

 
 
 
Etiketler: Sen,, ben,, biz, Nelin, Tunç,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Beşiktaş
62
0
4
8
18
30
3
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
4
Fenerbahçe
60
0
4
9
17
30
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Göztepe
44
0
10
8
12
30
7
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
8
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
9
Kasımpaşa
40
0
12
7
11
30
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
12
8
10
30
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Teleset Mob. Akhisarspor
35
0
13
8
9
30
13
Antalyaspor
35
0
13
8
9
30
14
Atiker Konyaspor
32
0
14
8
8
30
15
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
16
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
17
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv