Yazı Detayı
16 Eylül 2016 - Cuma 12:54 Bu yazı 1867 kez okundu
 
Sen, Ben, Biz Neptün Üner
Şafak YOLCU
 
 

Merhaba sevgili dostlar,

Bu haftaki konuğum Türk Müziğine yıllarını vermiş, tüm bu yıllar içerisinde heybesinde bilgiye ve sevgiye dair biriktirdiği ne varsa çevresindekilerle paylaşmayı kendisine görev edinmiş değerli ses sanatçısı, aynı zamanda 2009 yılında korist ve solist olarak sahne aldığım Alsancak Belediyesi Türk Sanat Müziği korosunun şefi, sevgili hocam Neptün Üner.  Annesi Nebahat Üner Türkiye’nin ünlü bestekârlarından ve Ankara Radyosu kurucularından olup, babası Kamil Üner ise İstanbul Belediye Konservatuarı müdürü, aynı zamanda Atatürk’ün yakın dostlarından birisiymiş. Hatta babası Kamil Bey, Neptün hocamıza bu ismi Atatürk’ün vasiyeti üzerine vermiş.. 

Sohbet için hocamızı bize çok yakın olan evinde ziyarete gittim. Yüzünde beni görmekten duyduğu mutluluk ve hep aynı dostane tavrıyla, beni bahçe kapısında karşıladı. Yerde duran kabloları ve el aletlerini gördüğümde dikkatimi çeken ilk şey bahçe duvarının yüksek tellerle çevrildiği ve bahçedeki sayıları neredeyse bir düzineyi bulan kediler oldu. Anladığım kadarıyla Neptün Hoca iki yıl önce kaybettiği can yoldaşı Haşmet’ten sonra yüreğinde htiği boşluğu, bahçeye kendiliğinden gelen ve sevgiyi bulunca kalıveren kedilerle doldurmaya çalışıyor. Başka hiçbir canlı Haşmet’in yerini tutmasa da bence de hocamız yapılacak en doğru şeyi yapıyor. Tıpkı bir şiirimde yazdığım gibi;

“dedi ki;

ne zaman diner bu kan? hep sancır mı böyle çok?

dedim ki;

kabuk tutsa da yaran, acının miadı yok…”

Neptün Hocanın dostu olanlar mutlaka Haşmet’le de tanışmıştır. Aksi mümkün olamaz. Haşmet, Neptün Hocamızın şu anda hayatta olmayan köpeği olup, hocamızın dostluğunu kazanmaya giden yolun bir nevi anahtarı veya imtihanı gibiydi. Eğer Haşmet’le arkadaş olmayı başardıysanız o zaman Neptün Hocanın da evinde, sofrasında ve gönlünde bir yer edinebilirdiniz ki bu pek fazla kişiye nasip olmazdı. Hatta Haşmet oturma odasında bulunan üç kişilik kanepeye oturma şansını pek nadir kişilere tanırdı. O vakit hemen gelip dizinizin dibine kıvrılır, kendisini sevmenize izin verirdi. Haşmet şu anda tıpkı yaşarken olduğu gibi kendisini en çok seven insanın yakınında, yani hocamızın bahçesinde ebedi uykusunda. Fakat salonun dört bir yanında onun objektife hınzırca baktığı fotoğrafları asılı. Tabi mutfağın bir köşesindeki kafeste bulunan ve sohbetimizi sık sık çığlıklarıyla sabote eden “Keltoş” adındaki papağanı da unutmamak lazım.

Neptün hoca ile ilgili detaylı bilgilere internet ortamından ulaşmak mümkün. Benim sizlerle buradan paylaşacaklarım ise cevapları ancak onun yüreğinde yer alan sorular. O gün sohbetimize hafif bir rüzgâr eşliğinde bahçede başladık. Masanın etrafını çevreleyen ve her biri bir yerde, huşu içerisinde uzanmış olan kediler eşliğinde ilk sorumu yöneltiyorum:

En severek yorumladığın eser hangisidir?

Neptün Hoca neredeyse daha sorumu bitirmeden cevap veriyor:

“Kürdîlihicazkâr makamının bütün eserlerini ağlayarak yorumlarım. Bu makam bana çok dokunur Şafak, beni çok yaralar, bıçaklar. Öteki makamlar da güzeldir, şarkılarını da okurum. Hatta iyi okuduğuma da inanırım, elbette kendimce. Ama Kürdîlihicazkâr makamının bana verdiği o hissi başka hiçbir makam veremez.”

Bir ses sanatçısı olarak bu sanatı Kuzey Kıbrıs’ta icra etmenin zorluklarıyla karşılaştın mı?

Sanki bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi başını yukarı aşağı sallayarak:

“Tabi Şafakçığım. Çok büyük zorluklarla karşılaştım. Annemden ve annemin öğrencisi olan amcam Ahmet Üstün’den aldığım o feyizle 1970 yılında buraya geldim. 1974 yılına kadar çeşitli yerlerde şarkı söyledim. Aslında sahneye çıkmak gibi bir niyetim hiç yoktu fakat maddi imkânsızlıklardan dolayı, karımı ve çocuklarımı geçindirmek için sahneye atıldım.  Fakat o yıllarda maalesef burada Türk Müziği sazları yoktu. Çok zayıf orkestralarla, Türk müziğini bilmeyen hatta enstrümanlarını akort etmeyi bilmeyen insanlarla çalışmak zorunda kaldım. Neredeyse kulağım bozuluyordu. Ben kulağımı tıkayarak oldukça büyük bir gayretle sahnelerde şarkı söylemeye devam ettim ta ki seksen iki yılında Venüs-Set adındaki kendi orkestramı kurana kadar. Onlara Türk müziği armonisini aktardım. Onlarla iyi günler geçirdik ve doksan beş yılına kadar çalıştık.”

Çok yardımsever ve paylaşımcı biri olduğunu biliyoruz. Bilgiyi kendine tutmuyorsun, mutlaka aktarıyorsun. Bundan yola çıkarak, Türk müziğine ve sahnelere kazandırdığın, diğer bir deyişle bayrağı senden devralan öğrencilerin var mı?

Yine hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden yanıtlıyor:

“Var tabi. Bunlardan bir tanesi şu anda Türkiye’de, Murat adında bir çocuğumuz. Aslında udiydi, bana udi olarak geldi. Fakat Türk müziği nota yazımını benden öğrendi. Önceden doğru yaptığına inandığı ne varsa aslında en doğrusunun benim ona öğrettiklerim olduğunu gördü. Şu anda kendisi elli beş yaşında. Bildiğim kadarıyla Ankara’da, adını ne yazık ki hatırlayamadığım bir yerde sahne almaya devam ediyor ve gayet başarılı. Bir diğer öğrencim Birkan Bedensel. Onu da ben yetiştirdim. Kendisi aslında mimar ve şu anda profesyonel olarak sahne alıyor. Bunların dışında kulağı çok iyi olan ve sesini iyi kullanmayı öğrenen birkaç öğrencim daha oldu fakat onlar sahneye çıkmayı tercih etmediler.”

İyi bir ses sanatçısı olmak için sadece nota bilgisi ve ses eğitimi yeterli mi?

“Bence iyi bir ses sanatçısı olabilmek için bir enstrümanı yarım yamalak da olsa çalabilmek lazım. Çünkü ses sanatçısı olarak bir şarkının notalarını yazacak, sonra yazdığı o notaları enstrümanda kendi sesine göre akordunu yapacak ve sesini deneyecek. Bunu bilmeyenlerin birçoğu sahnede başarılı olamıyor. Veyahut Allah vergisi bir kulağa sahip olacak.”

İlk sahne deneyiminde neler hmiştin?

Tam bu soruya geldiğimizde bahçedeki tamirat nedeniyle çalışan demir kesme makinesinin sesi o denli artmıştı ki kâğıdımızı kalemimizi alıp içeriye geçtik. Neptün Hoca hızlı adımlarla çayın altını yaktıktan sonra karşıma otururken gözlerinde o günkü heyecanla:

“1964 yılıydı. O yıllarda Üsküdar Salacak’ta haftada bir gün kadınlar matinesi olurdu. Amcam Ahmet Üstün her hafta Pazar günü orada sahneye çıkardı.  Bir gün amcam beni de orada sahneye çıkardı. Bizde ataya karşı gelmek yoktu, mecburen çıktım. O gün hayatımda ilk kez elim ayağım titredi Şafak. Tek bir şarkı okudum ve bitirir bitirmez heyecandan hemen arkaya kaçtım. Ama benim arkamdan alkıştan salon yıkılıyordu. Benden sonra sahneye çıkan amcam gülmekten neredeyse şarkıyı okuyamayacaktı. Aynı şekilde kadınlar da öyle gülmekten kırılmışlar. Sonraki haftalarda aynı yerde şarkı söylemeye devam ettim. İlk günün heyecanını yenmiştim. Artık her Pazar amcamdan önce sahneye çıkıp beş altı şarkı söylüyordum.”

Şu anda aktif olduğun bir koro var mı? Katılmak isteyenler ne yapmalı?

“Artık müziği tamamen bıraktım. Hatta evin içinde bana müziği hatırlatacak ne varsa hepsini ortadan kaldırdım.”

Başını arkaya çevirip salonun girişinde bulunan kitaplığı eliyle işaret ederek:

“orada gördüğün plaketlerimi bile kaldırmıştım fakat çocuklar yerlerine geri koymam için çok ısrar ettiler. Alsancak Belediyesi’nden istifa ettikten sonra en son iki ay öncesine kadar evde özel ders veriyordum fakat şimdi elimi ayağımı müzikten tamamen çektim, emekliye ayrıldım.”

Eğer kendini bir müzik enstrümanına benzetseydin, hangisi olurdun?

“Zannedersem keman olurdum. Kemanın o ince taksimleri beni çok ağlatır. Hele kürdîlihicazkâr çalarsa… Küçücük fakat çok teknik bir alettir keman.  Defalarca çalmaya çalıştım. Zamanım olmadı. Onun acısı hala içimdedir, öğrenemedim diye. Tellerini, nota yerlerini biliyorum ama benim kemanı alıp da uzun uzun yay antrenmanı yapmam lazım. Ama benim ona ayıracak hiç zamanım olmadı. Şimdi var ama yaşım yetmiş oldu. Artık kendimi üzme taraftarı değilim. Bundan sonra sadece arkadaşlarımla sohbet etmek istiyorum.”

Son sorum da yanıtlandıktan sonra çaylarımızı içmeye koyulduk. Neptün Hocayı on yıla yakın bir süredir tanıyan birisi olarak onu müzikten bu denli soğutan her ne yaşanmış ise Türk Musikisi ve Kuzey Kıbrıs için büyük bir kayba sebep olmuş diyebilirim. Bugüne dek sanat camiasından birçok insanla tanıştım. Fakat içlerinden tek bir tanesinin bile Neptün Hoca kadar paylaşımcı ve yardım sever olduğuna şahit olmadım. Neptün Hoca gerek korosunda bulunanlara gerekse ders verdiği öğrencilerine evini, hayatını, kalbini sonuna kadar açan, deyim yerindeyse yürüyen bir sanat hazinesi. Çevremden nicelerinin ondan ücretsiz şan, ut ve nota dersleri aldığını biliyorum. Neptün Hoca, tek dileği insanlara gösterdiği sevginin ve saygının kendisine de gösterilmesi olan bir bilgi kaynağıdır. Yani bu köşeyi size ilk duyururken bahsettiğim o güzel insanlardan birisidir.

Evet, sevgili hocam; şu kısacık hayatta seni tanıma, seninle birlikte çalışma ve senin koronda sahne alıp şarkı söyleme şansını yakaladığım için kendi adıma çok mutlu ve gururluyum. Bir daha yaşanır mı bilemem fakat bütün içtenliğimle dilerim ki günün birinde tekrar yollarımız Türk müziğinde kesişir ve ben senin arada bir ışıl ışıl gülen gözlerinle bize cesaret verici bakışlar attığını ve sazları coşkulu bir şekilde yönettiğini tekrar görebilirim…

 

 

 

 
 
 
Etiketler: Sen,, Ben,, Biz, Neptün, Üner,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Galatasaray
63
0
7
3
20
30
2
Beşiktaş
62
0
4
8
18
30
3
Medipol Başakşehir
62
0
6
5
19
30
4
Fenerbahçe
60
0
4
9
17
30
5
Trabzonspor
46
0
8
10
12
30
6
Göztepe
44
0
10
8
12
30
7
Demir Grup Sivasspor
44
0
12
5
13
30
8
Kayserispor
44
0
10
8
12
30
9
Kasımpaşa
40
0
12
7
11
30
10
Evkur Yeni Malatyaspor
38
0
12
8
10
30
11
Bursaspor
36
0
14
6
10
30
12
Teleset Mob. Akhisarspor
35
0
13
8
9
30
13
Antalyaspor
35
0
13
8
9
30
14
Atiker Konyaspor
32
0
14
8
8
30
15
Aytemiz Alanyaspor
32
0
16
5
9
30
16
Osmanlıspor FK
32
0
14
8
8
30
17
Gençlerbirliği
30
0
14
9
7
30
18
Kardemir Karabükspor
12
0
24
3
3
30
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv