Yazı Detayı
23 Nisan 2017 - Pazar 22:19 Bu yazı 1007 kez okundu
 
Üzerime Aydınlık Ört Anne!
Şafak YOLCU
 
 

Ayın dünyaya küstüğü bir gecenin şafağıydı. Kadın, nefret ettiğini düşünürken aslında ne kadar çok sevdiğini ancak yıllar sonra öldüğü gün; morgda ölüm soğuğu sinmiş yüzünü, ellerini, ayaklarını öperken anlayacağı biriyle olan evliliğinden, varlığını hiç istemediği bu son bebeğini dünyaya getirmek üzereydiÜzerime Aydınlık Ört Anne 

 

İkinci çocuğunun hemen ardından bir kez daha hamile kaldığını öğrenince her türlü koca karı tavsiyesine uyup, en ilkel metotlara varıncaya dek akla gelen ve gelmeyen ne denedi, ne yaptıysa da rahmine tüm gücüyle yapışmış olan bu bebeği düşürmeyi bir türlü başaramamıştı. Hamileliğin ilerleyen haftalarında ise tüm bu yaptıklarından pişman olmuş, bebeğinin sakat doğması endişesiyle günleri zehir tadında geçmişti.  


Odada yanan kandilin ışığı, viran pencerelerden içeri süzülen rüzgârın nefesiyle her titreyişinde, kadının yüzü tıpkı boşlukta yanıp sönen yıldızlar gibi bir görünüp, bir kayboluyordu. Esmer teni, kasılmalardan pembeleşmiş, perçemleri terden sırılsıklam olan alnına yapışmıştı. İlk iki doğumun aksine sancısız bir doğumdu. Öyle ki bebeğin rahimle vedalaşıp, bedenindeki tüm kemiklerin birbirinden ayrıldığı o doruk anını dahi hmemişti kadın. Normal bebeklerin aksine, doğarken hiç ağlamamıştı bu bebek. Emine Ebe kadına göstermek için bebeği kucağına aldığında kadının ilk sorusu;


"her şeyi yerli yerinde mi? " olmuştu. "eli, ayağı, gözleri, bacakları, eksik bir yeri yok ya Emine Ebe? "
 

Her şeyi tamamdı bebeğin oysa. Sağlıklı bir kız çocuğuydu dünyaya gelen.

 

Hiçbir çığlığın yankılanmadığı odada sadece şafağın kızıllığı vardı.


Zülâl’in doğduğu ev, her tren geçişinde raylardan yükselen koyu demir seslerinin yüreğine derin bir korku saldığı tren yoluna ve o yıllarda bulundukları bölgeyle gerçek anlamda özdeşleşen sayılı camilerden birine yakın, küçük bir yer eviydi. Her ezan sesi evin duvarlarını yalar, karanlıkta zihnine belirsiz şekiller çizerdi. Üst katın kolonları dikilmiş fakat her ne sebeptense diğer kısımları tamamlanamamıştı. Evden ziyade müştemilatı andırıyordu. Çocuk oyunlarıyla tanıştığı ilk bahçe bakımsızlıktan her tarafı sararmış çalılarla kaplanmış küçük bir alan ve bu alan içerisinde içine düşülmemesi için ağzı büyükçe bir değirmen taşıyla kapatılmış kör kuyudan ibaretti. Bir de çalıların arasında ara sıra pervasızca dolaşan, kimin olduğu belli olmayan bir sarman kedi bu ıssız bahçenin konuğu olurdu.


Olayların hafızasında derin ve kalıcı izler bırakmaya başladığı ilk çağlarına dek o evde yaşadı Zülâl. Hayatın dolambaçlarında gizlenmiş sayısız korkulardan birinin de "karanlık korkusu" olduğunu o evde öğrendi.


Evde kimin tarafından ve nasıl geldiğini bilmediği bir kitap gezinirdi hep elden ele. Henüz okumayı bilmiyordu fakat annesinin söylediği kadarıyla âmâlarla ilgili bir kitaptı ve kapağında siyah gözlüklü âmâ bir erkek resmi vardı. Ona karanlığı ve beraberinde getirdiği korkuyu çağrıştıran o kitaptan hep uzak dururdu. Ağabeyi, ancak çocuklara özgü sayılabilecek bir acımasızlıkla onu korkutmak için bu kitabı üzerine hoyratça her fırlatışında korkudan ölecek gibi olur, ağlardı. Yatağının içinde dizlerini karnına çeker, başını da gizleyecek şekilde üzerini örterdi bir yüzü karanlık, diğer yüzü aydınlık battaniyesiyle. Tıpkı her gece yükselen ezan sesi odasının karanlık duvarlarını yalarken, sesin değdiği yerde bıraktığı şekillerden korktuğunda yaptığı gibi.

 

O evle ilgili zihninde bir kara delik gibi duran ve çocukluğunda güzelliğe dair ne varsa hepsini yutan bir başka ayrıntı da evin mutfak kapısının arkasıydı. Henüz dört veya beş yaşında olmalıydı. 57 yaşında geçirdiği üçüncü kalp krizini yenemeyip, hastane odasında iğneden delik deşik olmuş, hiç evlat sarmamış kolları yataktan düşmüş vaziyette hayata gözlerini yumacak olan babasının alkole doymuş ve kasıkları rahatlamış bir şekilde eve geldiği sayısız gecelerden biriydi. Babasının silahından çıkması muhtemel kör bir kurşuna hedef olmamaları için annesi Zülâl’i, ağabeyi ve ablasıyla birlikte her zaman yaptığı gibi mutfak kapısının arkasına saklamıştı. Koridorda ayakta durmakta zorlanan babasının ağzındaki sigaranın ateşi, buzlu mutfak camından onlarca kıvrımla mutfağın içine doğru süzülüyordu. Babasının elindeki silahı patlamadan alabilmek için annesinin babasıyla yaptığı hararetli tartışmanın duvara yansıyan titrek silueti hatıralarından hiç silinmeyecekti. Bir de kapının ardında titrerken, yanaklarından sicim gibi yaşlar inen küçük bir kız çocuğu... 

 

O gece ilk kez karanlığa karşı duyduğu korkunun büyüklüğünü ve bir o kadar da ürkütücü olduğunu hti. Tüm bu yaşananların sebebi karanlık olmalıydı. Yediği tokadın etkisiyle yüzünün bir yarısı boydan boya kızarmış olan annesi, avuç içleriyle gözyaşlarını sildikten sonra onu kucağına alarak, odasına götürdü. Yatağına yatırıp, bir yüzü karanlık diğer yüzü aydınlık olan battaniyesiyle üzerini örteceği sırada annesine söyleyebildiği tek cümle döküldü dudaklarından; 



'Üzerime aydınlık ört anne...'

 
 
 
Etiketler: Üzerime, Aydınlık, Ört, Anne!,
Yorumlar
Anketler
Sizce erken seçim olur mu ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
36
31
3
3
11
17
2
Galatasaray
35
37
4
2
11
17
3
Fenerbahçe
33
34
2
6
9
17
4
Göztepe
30
30
5
3
9
17
5
Beşiktaş
30
29
3
6
8
17
6
Kayserispor
30
25
3
6
8
17
7
Trabzonspor
29
33
4
5
8
17
8
Sivasspor
26
23
7
2
8
17
9
Bursaspor
25
28
6
4
7
17
10
Yeni Malatyaspor
22
21
7
4
6
17
11
Kasımpaşa
19
25
8
4
5
17
12
Akhisarspor
19
22
8
4
5
17
13
Alanyaspor
18
28
9
3
5
17
14
Osmanlıspor FK
17
26
10
2
5
17
15
Antalyaspor
17
19
8
5
4
17
16
Atiker Konyaspor
15
16
10
3
4
17
17
Gençlerbirliği
14
20
9
5
3
17
18
Kardemir Karabükspor
9
14
12
3
2
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv