Yazı Detayı
18 Şubat 2019 - Pazartesi 11:53 Bu yazı 503 kez okundu
 
Özersay’ın sandalyesi, Akıncı’nın serzenişleri…
Ediz TUNCEL
 
 

Gece kulübü patronlarından biri işletme izni sabıkası olduğu için iptal edildiği gerekçesiyle Özersay ve ekibinin olduğu yerde taşkınlık çıkardı, tutuklandı, teminatla serbest bırakıldı…

Gece kulübü çalıştırıcısının sabıkası varmış, sabıka çalıştırma izninin iptali için gerekçe oldu ve çalıştırma izni iptal edildi…

Özersay ve ekibine göre bu hukuksal bir uygulama, tek savunma mekanizması da bu!

Gerekçeye bakar mısınız!

Gece kulübü patronunun sabıkası varmış!

Sabıkası olmayan gece kulübü işletmeciliği yapabilir çatır çatır kadın pazarlayabilir, yakalanırsa fuhuşa teşvikten mahkemeye çıkar, belki sabıka kaydı olur,  yakalanmazsa yediği halta devam eder, vergisini öder, sabıkasız gece kulübü patron olunca da “ne konuşuyorsunuz, maaşlarınızı biz ödüyoruz” der, ki dediler de, devletin bu pislikteki ortaklığını ortaya koyar, ki bunu herkes bilir, böylece kadın vücudunu pazarlama üzerinden bu “saadet zinciri” devam eder gider, al gülüm ver gülüm nakaratını hem gece kulübü patronları hem de devlet bülbül gibi şakımaya devam eder….

Yahu kardeşim, sabıkalı olanın da olmayanın da yaptığı iş, yediği halt aynı…

Gece kulüplerinde yapılan iş kadın pazarlamak, bu da sabıkanın ta kendisi, en kötüsü…

Güya yasalara göre fuhuş yasak, peki ama bu gece kulüplerinde çalışan kadınlar ne halt etmeye haftanın belirli günlerinde zührevi hastalık kontrolünden geçiriliyorlar…

Çatır çatır pazarlandıkları için…

Sözde para karşılığı değil, kendi iradeleriyle elin salyalı sümüklü mahlukatlarının altına yatıyorlar, o yüzden bu fuhuş olmuyor, kullanılan kadın iş üstünda yakalanırsa bahanesi bu oluyor…

İşin bir başka rezil boyutu ise, iş üstünde yakalandığı zaman erkek kılığındaki mahlukat paçayı sıyırıyordu, kadın ise para karşılığı bu işi yaptığı için mahkemeye çıkıyor, gazete manşetlerinde rezil rüsva oluyordu…

İşin bu tarafı sanırım düzeltildi, şimdi para karşılığı seks yapıldıysa iki taraf da aynı suçu işlemiş sayılıyor…

Ancak o günden bugüne, yani erkek tarafı da cenderenin içine girince, gece kulübü kaynaklı olup da mahkemelere yansıyan bir tek olay görülmedi, hatırladığım kadarıyla…

Erkek de işin içine girince, işin boyutu değişti, gece kulübü kaynaklı fuhuş olaylarına bir tür görünmez kalkan geldi…

Bu şartlarda gidin yasalarınızı külahıma anlatın…

Yakın geçmişte, ki bunu ben de köşemden yazdım, manyağın biri kadının anüsüne soda şişesi sokuyor, içerde kırıyor, kadın haliyle hastanelik oluyor, konu bir süre sonra duyuluyor, ama kimse bu konuda en ufak bir girişim başlatmıyor, ne polis, ne savcılık, ne ilgili bakanlığın birimlerinden, ne de olaya müdahale eden doktordan tık yok!

Şimdi bu manyaklığı yapan veya yapılmasına göz yuman, ilk başta olaydan haberi olmasa bile günün sonunda çalıştırdığı kadın bu şekilde hastanelik olunca bu olaydan kesinlikle haberi olan, kadına bu manyaklığı yapanı da ihbar etmeyen, hakkında şikayetçi olmayan gece kulübü işletmecisinin sabıkası yoksa, masum mu sayılacak!!!

Ya da bu olay bilgilerine gelip de adli soruşturma başlatmayanlar masum mu sayılacak, yoksa doğrudan doğruya suç ortağı mıdırlar!!!

Bir kere Sn. Özersay, ve pek muhterem hükümet ortakları, kafanıza sandalye savrulması hiçbir şekilde kabul edilecek bir davranış olmasa da, bu yapılan gece kulüpleri konusunda dik duruş sergileyememeniz, kaçak dövüşerek bahanelerle bu işin üzerine gitmemenizden, işletmecinin de bundan cesaret almasındandır…

Bu kadar basit…

Bu şuna benzer; Hırsızın hırsız olduğunu bilirsiniz ama arada çaldığından size de aktardığı için (vergi kılığında ödemenizi yasal yollardan yaptığı için) hırsızlığına göz yumarsınız, ama aleni şekilde iş üstündeyken hasbel kadar yakalarsanız, hop kardeşim, dur, şimdi olmadı dersiniz, mahkemeye çıkarırsınız, ceza verirsiniz, dışarı salınca da hırsız hırsızlığına devam eder…

Ha, çok göze batan bir hırsızsa bu hırsız, onu “yasayla” hırsızlıktan men edersiniz…

Durum bu, manzara bu, tam bir tiyatro…

Ya dik durun, memlekette bu dünyanın gelmiş geçmiş en pis ve ahlaksız işini sonlandırın, kapatın hepsini, bitsin gitsin, ya da hikaye okumayı, reklamı, şovu bırakın bir tarafa, bırakın  isteyen istediğini yapsın…

Böyle bir işi elbette ben ya da sen yapacak değiliz, hamuru o işe uygun olan yapacak…

Bu noktada, bu pis işi yapacak olan sabıkası var mıdır, yok mudur artık hiç önemi yoktur…

Yasal yönden adını ne koyduysanız koyun, bunu adı, kılıfına uydurulmuş ahlaksızlıktır, göstermelik önlemdir…

…………………………

Sn. Akıncı seçildiği günden beri Kıbrıs sorununa çözüm bulma konusunda resmen patinaj yaptı, Türkiye Dışişleri’nin gölgesinden bir adım dışarı çıkamadı, ki bunu rakibi Anastasiadis de söyledi, kendisi de yalanlayamadı…

Kendi kendini içine düşürdüğü durumu geç farketti, cesaretini toplayıp da Türkiye dışişlerinin gölgesinden bir adım dışarı çıkmaya kalkıştı, salvo atışına tutuldu…

Halbuki ilk başta yapması gereken şey, tek başına ve cesaretle hem Kıbrıs Türkünün hem de Türkiye’nin olası ortak çıkarlarını savunmak, bunun için kapı arkasında akil insanlardan bir ekip kurmak, stratejiler geliştirmek, elli senedir Kıbrıs konusunda sağı solu belli olmadan, hedefsiz bir şekilde takkiye edebiyatı yapan, kafasına estiği gibi herşeye maydanoz olan,  kısa günün karına bakıp da Rum tarafının eline sürekli akıl almaz kozlar veren Türkiye tarafını da bu süreçte ikinci planda ve geride tutmaktı…

Hatta gerekirse resti çekmek ve tek başına her iki tarafın da haklarını var gücüyle savunmaya çalışmaktı…

Olmadı, yapamadı, ortaya cesaret koyamadı, ortaya bu işleri yapacak bir ekip de koyamadı, dolayısıyla gündemi Kıbrıs konusundaki uğraşlarından çok panayırlarda, festivallerde attığı nutuklarla doldurdu, dersini iyi çalışamayan sözcüsünün kestiği ahkamlarla gündem işgal etmesine seyirci kaldı…

Şimdi ise, Rum tarafının tavırlarına baka baka gelişen ve konfederasyon veya gevşek federasyon ağırlıklı bir görüşe doğru yönelen gidişatın önünü kesmek için çırpınıyor…

Federasyon en güzel çözümdür diyor…

İşin doğrusu, herşeye rağmen kendisi çok iyi niyetli ve yine işin doğrusu, federasyon da her iki taraf için en ideal çözüm.

Ancak esas olan şudur: En ideal çözüm, iki tarafın da içine sindireceği, daha sonra birbirinin başına dert çıkarmak için bahaneleri ortadan kaldıran, her iki kurucu devleti de özellikle savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmalarında kısmen de olsa gevşek veya serbest bırakan, her iki devletin de ortak çıkarları doğrultusunda uzun vadeye uzanacak şekilde zemin hazırlayan çözümdür…

Adı da hiç önemli değildir, ister federasyon olsun, isterse konfederasyon, isterse desentralize federasyon…

Ama bu şartlarda, hele de Rum tarafı Türkiye’nin bugüne kadarki aymaz politikaları sayesinde 186, 541 ve 550 sayılı BM kararlarıyla elde ettiği kazanımlar ortada kapı gibi dururken, hele de Türkiye bunları kendi eliyle AB’ye sokmuşken, hele de dünyanın en güçlü devletleriyle kendi kafalarına göre savunma ve ekonomik işbirliği anlaşmaları yapmışken, Rumların bir federasyon tezine ve özellikle de siyasi eşitlik konusuna ve eşit güç paylaşımına sıcak bakmaları beklenemez…

Daha da kötüsü, Rum tarafı bu kazanımları elde ettikten sonra, hem bizi hem de Türkiye’yi arkasından koşturttu, Kıbrıslı Türkler olarak biz hep çözüm için yalvarır pozisyonunda olduk, Türkiye de ne koparırsam kardır zihniyetiyle hep bizim bir adım önümüzde olmaya ve kendi çıkarlarını ön planda tutmaya çalıştı…

Sonuç olarak bu süreç hep bizim ve Türkiye’nin aleyhine işledi, saldıran ve açılım yapan ve keza çoğu zaman da istediklerini koparan hep Rum tarafı oldu, biz ise patinaj çektik, Rum tarafının süreci istediği gibi yönlendirmesine ve dolayısıyla bizi de yönlendirmesine ve bölmesine, kendi içimizde bile anormal çelişkiler yaşamamıza zemin hazırlamasına seyirci kaldık…

Bu saatten sonra yapılması gereken şudur; gelecek Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olur mu, olmaz mı orasını bilemem, ama eğer ipleri gerçekten eline almak isterse Sn. Akıncı maraz kokan basın açıklamarını bir tarafa bırakacak, açılım yapacak, Rum tarafının açıklamalarına alternatifler getirecek…

Bu alternatiflerin birincisi ve en önemlisi, Rum tarafının attığı adımların, yaptığı açılımlarının aynısını yapmaktır…

Garanti Anlaşması denen garagözlüğün ta kendisi olan anlaşmayı kaldır, Türkiye’den bir TBMM kararıyla Kıbrıs Türk Devleti’ni tanımasını iste, istediğini alana kadar da bastır,  Türkiye bu kararı alırsa zaten BM bu işe bir daha adam gibi eğilmek ve bu kez mecburen sonlandırmak zorunda kalacak, bir elli sene daha bu iş BM gündeminde bu şekilde kalamaz, bu arada fırsatı değerlendir ve  Türkiye ile ikili bir savunma ve ekonomik işbirliği anlaşması yap, ki o zaman da Rum karşı çıkacak, o zaman da sen Rumun tek taraflı bu konuda Fransa, İsrail, Rusya gibi ülkelerle yaptığı anlaşmaları gündeme getir, göze göz, dişe diş git…

Ya sen de şartlarını dayat, göze göz dişe diş kavga ederek istediğin doğrultuda veya ona yakın bir sonuç almaya çalış,  ya da bu işten hepten vazgeç…

Bu süreç, bu gidişat, öyle basına maraz kokan beyanatlar vermekle çözülecek iş değil.

Bu halk, Sn. Akıncı’yı şöyle olmalı, böyle olmalı, şudur, budur hikayeleriyle gündem doldurması için seçmedi, icraat için, 50 küsur senedir süren bu kepazeliğe bir son vermesi için seçti…

Yok Türkiye’nin seçimi, yok KKTC’nin seçimi, yok Rum tarafının seçimi diyerek de bu gidişatı habure ötelemenin de ecele faydası yok, yoksa bu süreç Akıncı gibi daha beşyüz tane Cumhurbaşkanı eskitir…

Ha, bu arada, Kıbrıs konusunda kraldan çok kralcı kesilen ama AKP ile ters düşer korkusuyla ne istediğini de bir türlü söyleyemeyen,  her fırsatı reklam için değerlendiren ama yaptıkları lafla peynir gemisini yürütmekten öteye gidemeyen muhterem Dışişleri Bakanımız Kudret Özersay’a da bir zahmet bu konuda (Kıbrıs sorunu konusunda) esas görev ve sorumluluğun seçilmiş Cumhurbaşkanı’nda olduğunu, halkın cebinden orada burada dolanarak şov yapmayı bir tarafa bırakmasını,  hükümetin ya da Dışişleri Bakanı’nın değil Kıbrıs sorununu çözmek, bir kalbur samanı ikiye pay etmekte bile zorlandığını, değil halkın refahını ve huzurunu sağladıklarını, tam tersine halkın kabusuna dönüştüklerini, reklamlarla gelecek gaylelerine zemin hazırlamaya değil, esas bu konularda kafa yormaları gerektiğini hatırlatın…

Hala çok geç değil, biraz cesaretle, biraz irade ile olmayacak işler olabilir…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 
Etiketler: Özersay’ın, sandalyesi,, Akıncı’nın, serzenişleri…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Cumhurbaşkanı Tatar’a bazı hatırlatmalar
Erhan Arıklı’ya saldırmanın dayanılmaz hafifliği
Vah zavallı biz…
Biri desteksiz atar, öteki desteksiz destekler!
Psikopat bücürüğün marifetleri
Polise karşı histerik linç…
Çuvallamanın tarihçesi yazmak ve UBP
Eleştirel bakış açısındaki fark!
Müslümanlığın geldiği nokta ve bundan sonrası…
Uyuşturucu, Hükümet, Virüs…
Gör beni göreyim seni hükümeti…Kerizlerin virüsü
Siyasetin günahkarları ve uyuşturucu kartelleri
Atatürk’ü anarken…UBP çuvallarken
UBP’de artık zaman kaybına gerek yok!
UBP’nin “mini” iç savaşı
Çanlar çalarken UBP ve CTP’ye düşen tarihi görev ve yeni nesil siyaset
Come on Ers!
“Son kurşun” ve CTP’nin “kırılışı”
Çantada keklik CTP!
Ne müdahaleymiş ama!
Solun “ikilemi”, HP’nin “mahallesi”
Müdahale, koltuk sevdası, narkotik
İdeal Aday!
Zor zamanlarda “zorlama” işler…
Zorunlu yazı…Türk solunun(!) yüz yıllık fiyasko süreci
Gündelik seçmeceler!
Seçimler, reklamlar, gerçekler, zerdaliden düdük…
KKTC’nin ultra çakma solcuları ve insanlık
Polisin eline sağlık!
Göz göre göre…
Mizansen ve kağıttan kaplancıklar
“Din” kavramının yeni dünya düzeninde bitişi ve bir avukatın vurguları
Siyasi intihar
Yenisinin etkisi azalmış!
Maskeli Balolu Korku Filmi…
Yanlış hesap mezarlıkta biter…
Diktatörlerin dünyası ve diktatör virüs
Seni gidi seniiiii!!!
NBC ve anılarda Komutan Tahsin Ataizi
Bizi bekleyen “Büyük Değişim”
Cehalet, pislik, hastalık ve din sömürüsü
KORONA ÇORBASI
7. yaşında “doğruluk”… Ve hakettiğimiz!
Şu bizim “emperyalist” virüs…
Kabus bitti gibi, ama dahası var…
BOP’un son perdesi…
Cumhurbaşkanlığı seçim tiyatrosundan sahneler…
Adam gibi bir işi yapamadınız gitti!
Kızımın anlayamadıkları, Salamis Krallığı’nın tuvalet derdi…
KKTC Turizminin tuvalet rantı!
Şaka gibisiniz!
Atıcılık Federasyonu Bataklığı
İki canavar arasında kalmak
Yazık ki ne yazık...
“İki” Başbakan Tatar
Yine becerdik…
Satranç Tahtası ve “Uyuyan Güzeller”
Daha başlamadan Akıncı 1 – Diğer Adaylar 0
Biz uyurken…
İstila, Haç ve Hilal…
Üniversiteleri nasıl batırırız ve sevgili füzemiz!
Mafyanın polis “sevgisi”, uluslar arası dengeler…
Bozuk oyunlar, oyunbozanlar!
“Yeni Dünya” yaratılırken bizim kavgalarımız
Polisi bırak, aynada yüzüne bak!
Poliste organize işler...
Bir Kültür-Sanat Fırtınasının Düşündürdükleri...
Göbek ataraktan işgal protestosu ve “katliam anatomisi”…
Ne manzara ama!
Aziz ve muhterem devletimiz…
Amerika’nın “delisi”, sonu ve işin ucu…
Şaka mısınız siz!!!
Mağduro edebiyatı!
Haksızlıktan hak payı çıkarmanın dayanılmaz hafifliği…
Önemli bir detay...
Şov devam ediyor...
Felsefik geyik muhabbeti ve tersinden dünya!
Yine incilerini döktürdü...
Patlıcan yahnili vicdani ret…
Devletsen gereğini yaparsın...
Kötü yönetim kaderimizdir…
Allah size ne yapsın!!!
İyice dağıttın Cemal Hoca!
Biraz tarih öğren kardeşim!
Hükümetten seçmeceler
Hükümetten seçmeceler
Alın size turizm aklı!!!
Bir uyarı da TC elçiliğine…
Acınacak haldesiniz
Seçmeceler...
Külah nasıl giydirilir...
Müstahakımızdır...
Serbest sömürü ekonomisinin özeti…
Sevsinler aklınızı...
Günahlar ve sevaplar
Çare yok değil…
Hükümete ve “tüccara” tavsiyeler
Bir ülke batıyor, bir millet batıyor...
insanları hayvanlaştırarak aşağılamak
Devletin kasası, polisin yetkileri
Gelişim ve çöküş
Kazanmak mı dediniz!!!
Biraz muharebe, biraz muhasebe
Arama Kurtarma Tatbikatı
Türkiye nereye koşuyor
Manyaklığı akıla sokmayı meslek edinmek
Cinnet cehennemi…
Açık hava mezbahası
Açık hava mezbahası
Akıncı'nın açılımı ve Guterres Belgesi'nin tarihi önemi
Zavallılar tayfası…
Bitmeyen trajedinin son perdesi…
Pislik abidesi memleket...
CTP Gençlikle Rum kardeşleri…
Bir devir kapandı, yenisi açılııyor…
Nereden nereye…
Batış ve hükümetin geleceği
İdeoloji soytarılığı, söz söyleme hakkı…
Palavralar ve gerçekler
Cevaplayalım
Acemiler mangası mı, kahramanlar takımı mı!
Komik olmayın lütfen!
Durum çok ciddi
Dün dündür bugün bugündür, peki yarın?
Hükümete uyarıdır…
UBP’ye açık mektup
Başından sonuna yanlışlar zinciri
Avrupa’nın mandırası…
Kapuskanın Lefkoşalısı
Seçimin tek galibi Derviş Eroğlu’dur…
Siyasette şarlatanlık ve Kıbrıs’ın kaç bucak olduğu...
Vitrindeki seçimlikler
Garga mı vuracan Bay Bakan!
Ünivesite cenneti mi, üniversite çöplüğü mü!!!
Beklenen oldu ve dahası da olacaktır…
Anastasiadis’in incileri
Hükümete ve siyasilere “ince ayar” hatırlatması!!!
İnsan hayatımı, sizin cebiniz mi!!!
Dindarlar ve kindarlar
İşe bak!
Gazete Manşetleri
En Çok Okunanlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
81
0
6
6
25
37
2
Fenerbahçe
76
0
7
7
23
37
3
Galatasaray
75
0
8
6
23
37
4
Trabzonspor
64
0
7
13
17
37
5
Sivasspor
58
0
7
16
14
37
6
Alanyaspor
57
0
13
9
16
38
7
Hatayspor
57
0
12
9
16
37
8
Gaziantep FK
54
0
11
12
14
37
9
Göztepe
51
0
12
12
13
37
10
Fatih Karagümrük
51
0
12
12
13
37
11
Konyaspor
45
0
14
12
11
37
12
Çaykur Rizespor
45
0
14
12
11
37
13
Antalyaspor
43
0
13
16
9
38
14
Başakşehir FK
43
0
16
10
11
37
15
Yeni Malatyaspor
41
0
14
14
9
37
16
Kasımpaşa
40
0
17
10
10
37
17
Kayserispor
39
0
16
12
9
37
18
MKE Ankaragücü
38
0
19
8
10
37
19
BB Erzurumspor
37
0
19
10
9
38
20
Gençlerbirliği
35
0
20
8
9
37
21
Denizlispor
28
0
21
10
6
37
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv